Londra piyasalarında siyasi risk dalgası: Tahvil faizleri 1998 zirvesine dayandı
Londra piyasalarında siyasi tansiyonun yükselmesi, yatırımcıların odağını yeniden İngiltere’nin kamu maliyesine çevirdi. İşçi Partisi içinde büyüyen liderlik tartışmaları ve hükümet üzerindeki baskı, tahvil piyasasında sert satış dalgasını beraberinde getirirken; sterlin, banka hisseleri ve devlet tahvilleri aynı anda baskı altına girdi. Yatırımcılar artık yalnızca siyasi istikrarsızlığı değil, aynı zamanda olası bir yönetim değişiminin bütçe politikalarında yaratabileceği kırılmayı fiyatlıyor.
İNGİLTERE’DE SİYASİ KRİZ PİYASALARI SARSTI
Başbakan Keir Starmer’ın parti içindeki otoritesinin zayıfladığına yönelik tartışmalar, Londra finans piyasalarında “siyasi risk” algısını hızla yükseltti. Özellikle kamu harcamalarının artırılabileceği ve mali disiplin hedeflerinden uzaklaşılabileceği endişesi, yatırımcıların uzun vadeli İngiliz tahvillerinden çıkışını hızlandırdı.
Kabinede yaşanan ilk istifa sonrası İngiltere’nin 20 ve 30 yıllık devlet tahvili getirileri sırasıyla yüzde 5,12 ve yüzde 5,80 seviyelerine kadar yükseldi. Böylece uzun vadeli tahvil faizleri 1998’den bu yana görülen en yüksek seviyelere yaklaşmış oldu. 10 yıllık tahvil faizi de yüzde 5,1 seviyesine tırmanarak küresel finans krizinden sonraki en yüksek düzeylere yaklaştı.
Yatırımcılar, yalnızca hükümette yaşanabilecek değişimi değil; yeni liderin daha yüksek harcama politikalarına yönelme ihtimalini de fiyatlıyor.
Ekonomistler, İngiltere’de zaten yüksek seyreden kamu borcu ve zayıf büyüme görünümünün siyasi belirsizlikle birleşmesinin piyasadaki kırılganlığı artırdığı görüşünde birleşiyor. Özellikle inatçı enflasyon görünümü ve enerji maliyetleri üzerindeki baskı, yatırımcıların risk iştahını sınırlıyor.
STERLİN VE BANKACILIK HİSSELERİNE SERT DARBE
Siyasi belirsizliklerin etkisi döviz piyasalarında da hissedildi. İngiliz sterlini dolar karşısında yaklaşık yüzde 0,7 değer kaybederek 1,35 seviyesine geriledi. Londra Borsası’nda işlem gören FTSE 100 endeksi ise özellikle finans sektöründeki satışların etkisiyle düşüş kaydetti.
Barclays hisselerinde yüzde 4’e yaklaşan kayıp yaşanırken, NatWest Group ve Lloyds Banking Group hisseleri de yüzde 3’ün üzerinde geriledi. Analistler, yatırımcıların olası bir yönetim değişiminin bankacılık sektörüne yönelik yeni vergi düzenlemelerini gündeme getirebileceğinden çekindiğini belirtiyor.
Bankacılık hisselerindeki sert satış, piyasaların yalnızca siyaseti değil, olası vergi politikalarını da fiyatladığını ortaya koydu.
JPMorgan Chase analistleri, İngiltere’de bankalara uygulanan ek verginin yüzde 3 seviyesinden yüzde 5’e yükseltilebileceği yönündeki beklentilerin sektör hisseleri üzerinde baskı yarattığını ifade etti.
PİYASALARIN ODAĞINDA MALİ DİSİPLİN VAR
Londra piyasalarında oluşan fiyatlamalarda temel unsurun “lider değişimi” değil, maliye politikalarındaki olası yön değişimi olduğu belirtiliyor. İşçi Partisi’nin sol kanadından gelen daha yüksek kamu harcaması çağrıları ve borç hedeflerinde esneklik talepleri, tahvil piyasasında risk primlerinin yükselmesine neden oldu.
XTB Araştırma Direktörü Kathleen Brooks, yatırımcıların Starmer sonrası dönemde nasıl bir ekonomik yaklaşım izleneceğini sorguladığını belirterek, piyasanın özellikle bütçe açığı ve borç dinamikleri konusunda hassaslaştığını söyledi.
MUFG analisti Lee Hardman ise liderlik yarışının uzamasının hem sterlin hem de İngiliz tahvilleri üzerinde kısa vadede baskı oluşturabileceğini ifade etti.
YATIRIMCILAR HANGİ RİSKLERİ FİYATLIYOR?
Olası lider değişimi
Kamu harcamalarında artış ihtimali
Mali disiplin hedeflerinden sapma riski
Borçlanma maliyetlerinde yükseliş
Sterlindeki değer kaybının enflasyona etkisi
İran geriliminin enerji fiyatlarını yükseltme riski
İngiltere ekonomisinde büyümenin zayıflaması
Tahvil piyasasında risk primlerinin artması
STARMER KABİNESİNDE İLK İSTİFA GELDİ
İşçi Partisi’nin yerel seçimlerde aldığı ağır yenilginin ardından Başbakan Keir Starmer üzerindeki baskı daha da arttı. Parti içinde 70’i aşkın milletvekilinin liderlik değişimi talep ettiği belirtilirken, bazı kabine üyeleri de “kontrollü geçiş süreci” çağrısı yapmaya başladı.
Yerel Yönetimler ve Topluluklar Bakanı Miatta Fahnbulleh’in görevinden ayrılması, kabinedeki ilk büyük kırılma olarak yorumlandı. Ardından gelen yardımcı bakan istifaları da Londra’da siyasi krizin derinleştiği algısını güçlendirdi.
Piyasalar ise özellikle liderlik yarışının uzun sürmesi ve ekonomi yönetiminde daha harcamacı bir çizgiye geçilmesi ihtimalinin, İngiltere’nin zaten yüksek seviyelerde bulunan borçlanma maliyetlerini daha da yukarı taşıyabileceğinden endişe ediyor.
