TUSAŞ Genel Müdürü Demiroğlu: Türkiye savaş uçağında Avrupa’nın önünde
KAAN projesi ve Türkiye’nin savunma sanayisindeki yükselişi, Almanya’nın başkenti Berlin’de düzenlenen “Yükselen Türkiye’nin Havacılık ve Savunma Teknolojisi” konferansında yeniden gündeme geldi. TUSAŞ Genel Müdürü Mehmet Demiroğlu, 8 Haziran’da yaptığı açıklamada, Türkiye’nin altıncı nesil savaş uçağı geliştirme çalışmalarında Avrupa’daki rakiplerinin önünde bulunduğunu belirterek, KAAN’ın ilk uçuşuyla birlikte Türkiye’nin bu alandaki konumunu güçlendirdiğini söyledi.
KAAN projesi Türkiye’yi seçkin ülkeler arasına taşıdı
Türk Havacılık ve Uzay Sanayii’nin son 20 yılda savunma ve havacılık alanında önemli bir dönüşüm gerçekleştirdiğini vurgulayan Demiroğlu, şirketin bugün insanlı ve insansız hava araçlarından helikopterlere, uydu ve uzay projelerine kadar toplam 13 özgün platform geliştirdiğini ifade etti.
Ankara Kahramankazan’da bulunan 4 milyon metrekarelik kampüste faaliyet gösterdiklerini belirten Demiroğlu, 16 bin 300 kişilik uzman kadroyla çalışmalarını sürdürdüklerini söyledi. Şirket çalışanlarının yaş ortalamasının 34 olduğuna dikkat çeken Demiroğlu, TUSAŞ’ın dünyanın farklı bölgelerinde ofisleri bulunduğunu ve Afrika pazarında yeni yatırımlara hazırlandığını kaydetti.
KAAN’ın 21 Şubat 2024 tarihinde gerçekleştirdiği ilk uçuş, Türkiye’yi savaş uçağı geliştirebilen dünyadaki 4 ülke arasına taşıyan kritik bir dönüm noktası oldu.
Demiroğlu, Avrupa’da konuşulan Tempest ve FCAS projelerinin henüz geliştirme aşamasında bulunduğunu, Türkiye’nin ise somut test ve uçuş süreçlerine geçmiş durumda olduğunu belirtti.
TUSAŞ küresel havacılık tedarik zincirinde güç kazanıyor
TUSAŞ’ın yalnızca savunma sanayisinde değil, sivil havacılık alanında da stratejik bir konuma ulaştığını vurgulayan Demiroğlu, Airbus ve Boeing için kritik parçalar üreten sayılı şirketlerden biri olduklarını söyledi.
Şirketin bazı havacılık bileşenlerinde dünyanın tek üreticisi konumunda bulunduğunu ifade eden Demiroğlu, bugün gökyüzünde görev yapan birçok Airbus uçağında TUSAŞ imzası bulunduğunu dile getirdi.
TUSAŞ’ın Airbus ve Boeing’e yönelik üretim kapasitesi, Türkiye’nin küresel havacılık tedarik zincirindeki ağırlığını her geçen yıl artırıyor.
Savunma ve havacılık sektöründeki ihracat performansının yükselmesiyle birlikte Türkiye’nin yüksek teknoloji üretimindeki payının da büyüdüğüne işaret edildi.
Uzay yatırımları ve teknoloji altyapısı öne çıkıyor
Türkiye’nin uzay alanındaki hedeflerine de değinen Demiroğlu, Somali’de kurulan uzay merkezinin uzun vadeli stratejik bir yatırım olduğunu söyledi. Küresel uzay yarışının hızlandığı bir dönemde fırlatma altyapısına sahip olmanın büyük önem taşıdığına dikkat çekti.
Demiroğlu, gelecekte artması beklenen roket ve uydu fırlatma talepleri nedeniyle dünya genelinde kapasite sıkıntısı yaşanabileceğini belirterek, Türkiye’nin bu alanda bağımsız hareket edebilmek için önemli adımlar attığını ifade etti.
TUSAŞ’ın teknoloji altyapısına yaptığı yatırımlara da değinen Demiroğlu, Avrupa’nın ikinci büyük ses altı rüzgar tünelinin şirket bünyesinde bulunduğunu ve kritik testlerin yerli imkanlarla gerçekleştirilebildiğini söyledi.
Tersine beyin göçü hız kazanıyor
Son yıllarda Türkiye’den yurt dışına giden nitelikli iş gücünün yeniden ülkeye dönmeye başladığını belirten Demiroğlu, özellikle savunma ve havacılık sektöründe tersine beyin göçünün hız kazandığını ifade etti.
Şirketin artık ayrılan çalışanlardan daha fazla uzmanı yeniden bünyesine kattığını söyleyen Demiroğlu, yurt dışında yaşayan Türk mühendisleri Türkiye’deki teknoloji projelerine katkı vermeye davet etti.
Gençlere de tavsiyelerde bulunan Demiroğlu, küresel rekabette başarılı olabilmek için hedef belirlemenin, sürekli öğrenmenin, risk almaktan çekinmemenin ve uzun vadeli çalışmanın önemine dikkat çekti.
Piyasa etkisi ve sektör yansımaları
Savunma sanayisinde geliştirilen yerli platformlar, Türkiye’nin yüksek katma değerli üretim kapasitesini artırırken, ihracat gelirleri ve teknoloji yatırımları açısından da önemli fırsatlar oluşturuyor. KAAN başta olmak üzere milli savunma projelerindeki ilerleme, sektör şirketlerinin küresel pazardaki rekabet gücünü artırırken Türkiye’nin savunma sanayi ekosistemine yönelik uluslararası ilgiyi de destekliyor.
