İran savaşı kritik gerçeği ortaya çıkardı: Hava saldırıları tek başına yetmedi
ABD’nin İran’a yönelik aylar süren hava operasyonları ile Rusya-Ukrayna savaşındaki insansız hava aracı ve füze saldırıları, modern savaşta hava gücünün tek başına stratejik üstünlük sağlamaya yetmediğini yeniden gündeme taşıdı. Askeri uzmanlara göre binlerce hava saldırısına rağmen ne İran üzerindeki baskı istenilen sonuca ulaştı ne de Ukrayna cephesinde uzun menzilli saldırılar savaşın seyrini tek başına değiştirebildi.
ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik hava saldırılarını artırma mesajı verirken, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in de Ukrayna’ya yönelik yoğun füze ve İHA saldırılarını sürdürmesi, hava gücünün etkinliği konusundaki tartışmaları yeniden alevlendirdi.
Hava saldırıları stratejik üstünlük sağlamadı
ABD, Şubat ayından bu yana İran’a yönelik uçaklar, seyir füzeleri ve farklı mühimmatlarla 10 binden fazla saldırı düzenledi. Operasyonlarda binlerce kişi hayatını kaybederken İran askeri altyapısında ciddi hasar oluştu.
Buna karşın Tahran yönetimi, Hürmüz Boğazı üzerindeki etkisini korumayı sürdürdü. Uzmanlar, ABD’nin vurabileceği kritik hedeflerin büyük ölçüde tükendiğini ve geriye kalan noktaların İran’ın asimetrik savaş kapasitesini ortadan kaldırmaya yetmeyeceğini belirtiyor.
Uzmanlar, modern savaşlarda hava saldırılarından çok güçlü hava savunma sistemleri ile ekonomik ve askeri dayanıklılığın belirleyici hale geldiğini değerlendiriyor.
İran’da hava operasyonlarının maliyeti büyüyor
Yaklaşık 5 aydır devam eden hava harekâtında ABD’nin kullandığı uçaklar, Tomahawk ve JASSM-ER seyir füzeleri ile diğer mühimmatın toplam maliyetinin 25 milyar doların üzerine çıktığı belirtiliyor.
Buna rağmen İran’ın füze kapasitesinin tamamen ortadan kaldırılamadığı ifade edilirken, ABD’nin de milyarlarca dolar değerinde İHA, savaş uçağı ve keşif platformunu kaybettiği aktarılıyor.
Uzmanlara göre Washington’un daha yoğun bombardımana yönelmesi durumunda bile bunun sahadaki stratejik tabloyu kökten değiştirmesi garanti görülmüyor.
Kara harekâtı ihtimali zayıf görünüyor
ABD yönetiminde zaman zaman İran’ın Harg Adası gibi stratejik bölgelerine kara operasyonu düzenlenmesi gündeme gelse de bunun düşük ihtimal olduğu değerlendiriliyor.
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran rejimini devirmek için yaklaşık 150 bin kara askerine ihtiyaç duyulacağını ifade ederek yalnızca hava saldırılarıyla sonuç alınmasının zor olduğuna işaret etti.
Washington yönetimi, ekonomik yaptırımlar, diplomatik baskı ve askeri operasyonların birlikte yürütüldüğü çok yönlü stratejiyi sürdürmeyi planlıyor.
Ukrayna savaşı farklı dersler veriyor
Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşta ise binlerce İHA ve füze saldırısı düzenlenmesine rağmen cephe hatlarında büyük değişiklik yaşanmadı.
Kiev yönetimi özellikle Patriot hava savunma füzelerinde stok sıkıntısı yaşandığını açıklarken, Rus balistik füzelerinin daha fazla hedefe ulaşmaya başladığı bildirildi.
Diğer taraftan Ukrayna’nın küçük, düşük irtifalı ve düşük maliyetli insansız hava araçlarıyla Rus hava savunmasını aşarak ülke içindeki stratejik tesisleri hedef aldığı belirtiliyor.
Son bir hafta içinde Ukrayna’nın Rusya’nın en büyük rafinerisi dahil 3 büyük rafineriyi, sınırdan 1.000 kilometreden daha uzakta vurduğu kaydedildi. Saldırıların ardından bazı rafinerilerde üretimin durduğu veya kapasitenin azaltıldığı bildirildi.
Füze stokları da alarm veriyor
Savaşın uzamasıyla birlikte uzun menzilli mühimmat stokları da dikkat çekici şekilde azaldı.
ABD’nin İran operasyonlarında 1.100’den fazla JASSM-ER ve en az 900 Tomahawk füzesi kullandığı belirtilirken, bu mühimmatların yıllık üretiminin yalnızca birkaç yüz adet seviyesinde olduğu ifade edildi.
İstihbarat değerlendirmelerinde İran’ın uzun menzilli füze kapasitesine ilişkin farklı tahminler bulunuyor. ABD Savunma Bakanlığı Mart ayında İran’ın savaş kapasitesinin yüzde 90’ının etkisiz hale getirildiğini açıklarken, bazı analizlerde ülkenin uzun menzilli saldırı kapasitesinin yaklaşık yüzde 75’ini koruduğu öne sürülüyor.
Uzmanlara göre İran’ın elindeki sınırlı sayıdaki füze kapasitesi bile Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğini tehdit etmeye devam ediyor.
