Kongrede yeni dönem: Erdoğan-Trump ilişkileri ve Türkiye-ABD hattının geleceği

ABD’deki ara seçimlerde Demokratların Kongrenin iki kanadında da çoğunluğu ele geçirmesi, yalnızca Donald Trump açısından bir seçim yenilgisi değil, Washington’daki güç dengelerinin de yeniden şekillenmesi anlamına geliyor. Peki, ABD iç siyasetindeki bu değişim Türkiye-ABD ilişkilerini, savunma sanayisi dosyalarını ve bölgesel dengeleri nasıl etkileyecek?
EKOTÜRK editörü Pınar Karahan’a özel değerlendirmelerde bulunan Londra Enerji Kulübü Başkanı ve eski OECD üst düzey yöneticisi Mehmet Öğütçü, Washington’daki yeni denge ve denetim mekanizmalarını, Ankara’nın karşı karşıya olduğu riskleri ve önümüzdeki dönemin stratejik fırsatlarını analiz etti.
Washington’da denge ve denetim sınavı
Ara seçim sonuçlarını değerlendiren Mehmet Öğütçü, sandıktan çıkan tablonun ABD siyasal sistemi açısından taşıdığı anlamı şu sözlerle özetledi:
“Trump’ın başkanlık yetkileri anayasal olarak değişmiyor; ancak kalan iki yılında bütçe, yasama, üst düzey atamalar, dış politika ve Kongre soruşturmalarında çok daha güçlü bir denetimle karşılaşacak. Seçim sonuçlarının arkasında hayat pahalılığı, ekonomik belirsizlikler, gümrük tarifelerinin etkileri, İran savaşının maliyeti ve yönetim tarzına yönelik tepkiler bulunuyor. Amerikan seçmeninin verdiği temel mesajı şöyle okuyorum: Güçlü bir başkan isteyebilirsiniz, ama denetlenmeyen bir başkan istemeyebilirsiniz. Bu sonuç Trump’ı etkisizleştirmez; fakat daha fazla müzakereye, kurumsal çatışmaya ve siyasi hesap vermeye zorlayabilir. Dolayısıyla önümüzdeki iki yıl yalnızca Trump’ın değil, Amerikan demokrasisinin denge ve denetleme mekanizmalarının da ciddi bir sınavı olacak.”
Ankara-Washington hattında yeni parametreler
Öğütçü, Demokratların Kongrede artan ağırlığının Türkiye açısından olası etkilerini değerlendirirken, partinin Ankara’ya yaklaşımına ve masadaki kritik dosyalara dikkat çekti:
“Demokratlar Türkiye’nin NATO içindeki stratejik önemini kabul etmekle birlikte; demokrasi, hukuk devleti, insan hakları, İsrail, Suriye ve Rusya ile ilişkiler konusunda daha eleştirel ve koşullu bir yaklaşım sergileyebiliyor. Kongre’de etkin faaliyet gösteren Rum-Yunan ve Ermeni diasporası kuruluşları ile İsrail yanlısı savunuculuk çevrelerinin de belirli dosyalarda siyasi etkileri bulunuyor; ancak bunları tek sesli bloklar olarak görmek doğru olmaz.”
Öğütçü, önümüzdeki dönemde müzakerelerin zorlaşabileceği kritik başlıkları şöyle sıraladı:
S-400 sistemlerinin geleceği
CAATSA yaptırımları
F-35 programına dönüş ve F-16 tedariki ile modernizasyonu
Bölgesel güvenlik ve savunma iş birliği dosyaları
Liderler arası kimya yeterli mi?
Öğütçü, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Trump arasındaki kişisel iletişimin diplomatik temasları kolaylaştırabileceğini, ancak ilişkilerin yalnızca liderler arasındaki yakınlığa dayanmasının risk taşıdığını vurguladı:
“Erdoğan ile Trump arasındaki kişisel yakınlık diplomatik temasları kolaylaştırabilir; fakat Kongre’nin koyduğu hukuki engelleri, savunma bürokrasisinin güvenlik kaygılarını veya bağımsız yargı süreçlerini tek başına ortadan kaldıramaz. Ankara’nın Washington politikasını iki lider arasındaki kişisel kimyaya dayandırması artık daha da riskli hâle geliyor.”
Riskler ve yeni diplomatik manevra alanları
Mevcut tabloyu yalnızca olumsuz bir senaryo olarak okumamak gerektiğini belirten Öğütçü, Türkiye’nin stratejik önemine ve izleyebileceği yol haritasına işaret etti:
“Yeni dönemi yalnızca Türkiye aleyhine gelişmelerin habercisi olarak görmek yanlış olur. Türkiye; Karadeniz güvenliğinden Ukrayna’ya, Suriye’den Kafkasya’ya, enerji arz güvenliğinden savunma sanayisine kadar Washington açısından vazgeçilmesi kolay olmayan bir stratejik ortak. Trump’ın İsrail, İran, Çin, Rusya ve Körfez politikalarında Kongre denetiminin artması, Türkiye için hem yeni riskler hem de diplomatik manevra alanları yaratabilir.”
Türkiye için stratejik yol haritası
Öğütçü’nün değerlendirmelerinde, Ankara’nın yeni dönemde atması gereken öncelikli adımlar şöyle öne çıktı:
S-400 ve CAATSA yaptırımları konusunda somut ve gerçekçi çözüm modelleri geliştirmek.
Yalnızca Beyaz Saray ile değil, Kongre düzeyinde hem Demokrat hem Cumhuriyetçi kanatla sürdürülebilir diyalog kurmak.
Enerji, ticaret, teknoloji ve yatırımları ikili ilişkilerin merkezine yerleştirmek.
Anlaşmazlıkları kişisel pazarlıklarla değil, kurumsal mekanizmalar aracılığıyla yönetmek.
Kişilere değil, kurumlara dayalı Amerika stratejisi
Öğütçü, Türkiye-ABD hattının geleceğine dair temel mesajını şu sözlerle tamamladı:
“Washington’da dost bir başkana sahip olmak kuşkusuz bir avantajdır; fakat kalıcı stratejik kazanımlar, Amerikan siyasi sisteminin tamamıyla güçlü ilişkiler kurabilmekten geçer. Türkiye’nin ihtiyacı kişilere bağımlı değil; kurumlara dayalı, çok boyutlu ve uzun vadeli bir Amerika stratejisidir.”





