Işıl: Piyasaların yeni sınavı enerji şoku ve küresel faizler

Doç. Dr. Gökhan Işıl, EKOTÜRK için yaptığı değerlendirmede Türkiye'de dezenflasyon süreci devam ederken hizmet fiyatlarındaki katılık, petrol fiyatlarındaki yükseliş ve küresel faiz görünümünün para politikasındaki normalleşme alanını sınırladığına dikkat çekti. Işıl'a göre önümüzdeki dönemin temel sorusu, dezenflasyonun enerji şoku ve küresel sıkılaşma karşısında ne ölçüde dayanıklı kalacağı olacak.
Doç. Dr. Gökhan Işıl, EKOTÜRK için Türkiye ve küresel piyasalarda yeni haftanın görünümünü değerlendirdi.
BIST 100'ün geçen haftayı yüzde 4,30 düşüşle 14.012,42 puandan tamamladığını hatırlatan Işıl, aynı dönemde BIST Likit Banka Endeksi'nin yüzde 0,10 gerilediğini belirtti. Brent petrolün yüzde 7,32 yükselerek 95,85 dolara çıktığı haftada ons altın ise yüzde 0,80 değer kaybederek 4.419,09 dolara indi.
ABD tahvil getirilerinin yükseldiği, dolar endeksinin ise gerilediği bu görünümün piyasaların artık tek bir hikâyeyi değil; faiz, enerji ve güven arasındaki mücadeleyi fiyatladığını gösterdiğini ifade eden Işıl, Türkiye'de enflasyon ve TCMB kararının, küresel piyasalarda ise merkez bankaları ile enerji fiyatlarının öne çıktığını kaydetti.
Dezenflasyonda hizmet fiyatlarına dikkat
Türkiye ekonomisinin 2026'nın ikinci çeyreğinde yıllık yüzde 2,3 büyüyerek yüzde 2,9 seviyesindeki piyasa beklentisinin altında kaldığını hatırlatan Işıl, çeyreklik yüzde 1,1'lik büyümeye karşılık iç talebin yüzde 1,3 gerilemesi ve net dış talebin büyümeye yaklaşık 0,6 puan katkı sağlamasının ekonomideki dengelenmeye işaret ettiğini belirtti.
Temmuzda işsizliğin yüzde 8,1'e, atıl işgücünün yüzde 30,6'ya yükselmesi ve istihdamın 388 bin kişi azalmasının da kontrollü soğuma görünümünü desteklediğini ifade eden Işıl, ağustos imalat PMI'ının 48,1 ile daralma bölgesinde kalmasının üretim tarafındaki kırılganlığın sürdüğünü gösterdiğini kaydetti.
Enflasyonda ise manşet göstergelerdeki gerilemeye karşılık alt kalemlerin yakından izlenmesi gerektiğini belirten Işıl, ağustosta yıllık enflasyonun yüzde 31,51'e gerilemesine karşılık çekirdek C enflasyonunun yüzde 30,07, hizmet enflasyonunun ise yüzde 40,28 seviyesinde kaldığına dikkat çekti.
Işıl'a göre manşet enflasyondaki gerileme önemli olmakla birlikte, dezenflasyonun henüz bütün kalemlere yayılmaması para politikasında hızlı bir gevşeme için yeterli bir zemin oluşturmuyor.
TCMB'de karar kadar iletişim de önemli
TCMB'nin 10 Eylül'deki toplantısının yalnızca politika faizinin seviyesi açısından değil, kararın iletişimi bakımından da kritik olduğunu belirten Işıl, piyasa anketinde 25 ekonomistin 24'ünün faizin yüzde 37'de sabit tutulmasını beklediğini hatırlattı.
Haftalık repo kanalına dönüşle ağırlıklı ortalama fonlama maliyetinin yüzde 37'ye, TLREF'in yüzde 36,93'e gerilediğine işaret eden Işıl, üst banttan fonlamaya kıyasla yaklaşık 300 baz puanlık operasyonel gevşemenin halihazırda gerçekleştiğini belirtti. Bunun resmî bir faiz indirimi olmadığını, fonlama bileşimindeki değişimin para piyasası koşullarını fiilen rahatlatan bir sonucu olduğunu ifade etti.
Işıl, mevcut koşullarda faizin sabit tutulması ve sıkı duruşun güçlü bir mesajla desteklenmesinin daha dengeli bir görünüm oluşturacağını değerlendirdi.
ABD'de faiz beklentileri yeniden yükseldi
Küresel faiz cephesinde ise ABD'den gelen son verilerin Fed açısından daha şahin bir tablo oluşturduğunu belirten Işıl, ağustosta tarım dışı istihdamın 53-56 bin kişilik beklentiye karşılık 162 bin kişi arttığını ve işsizliğin yüzde 4,1'de kaldığını hatırlattı.
ISM hizmet endeksinin 55,4'e, yeni siparişler alt endeksinin 60,9'a ve hizmet fiyatları alt endeksinin 72,6'ya yükselmesinin enflasyon riskinin sürdüğüne işaret ettiğini kaydeden Işıl, bu gelişmelerin ardından Fed'in eylül ayında faiz artırma olasılığının rapor tarihi itibarıyla yüzde 60-62 bandına çıktığını belirtti.
Yeni haftada ABD'de açıklanacak üretici ve tüketici enflasyonunun yön belirleyici olacağını ifade eden Işıl, çekirdek enflasyonun yüzde 0,2 veya altında kalmasının faiz artırım baskısını azaltabileceğini; yüzde 0,3'e çıkması ve ÜFE'nin yüzde 0,5 veya üzerine ulaşmasının ise kısa vadeli ABD faizleri ile dolar talebini yeniden güçlendirebileceğini değerlendirdi.
Avrupa'da enerji enflasyonu öne çıkıyor
Avrupa'da da enerji fiyatlarının para politikasının hareket alanını etkilediğine dikkat çeken Işıl, enerji fiyatlarındaki yüzde 14,3'lük artışla yıllık enflasyonun yüzde 3,3'e çıktığını, çekirdek enflasyonun ise yüzde 2,4 seviyesinde bulunduğunu belirtti.
Işıl, rapor tarihinde ankete katılan 65 ekonomistin tamamının ECB'nin mevduat faizini 25 baz puan artırarak yüzde 2,50'ye çıkarmasını beklediğini hatırlatarak, olası artırımın tek seferlik bir adım olarak sunulmasının piyasaları rahatlatabileceğini, yeni artırımlara açık bir mesajın ise küresel fonlama koşullarını daha da sıkılaştırabileceğini ifade etti.
Petrolde 100 dolar uyarı bölgesi
Işıl'a göre küresel görünümün en kritik belirsizliklerinden biri Hürmüz Boğazı ve Kharg Adası çevresindeki gelişmeler.
Hürmüz'den geçen günlük petrol akışının 9 milyon varilin üzerine toparlanmasına karşılık savaş öncesindeki yaklaşık 20 milyon varillik petrol ve petrol ürünü akışının belirgin biçimde altında bulunduğunu belirten Işıl, alternatif güzergâhların günlük 3,5-5,5 milyon varille sınırlı kapasiteye sahip olmasının yeni bir arz kesintisinin kısa sürede telafi edilmesini zorlaştırdığını kaydetti.
İran'ın ham petrol ihracatının yaklaşık yüzde 90'ının sevk edildiği Kharg Adası'nın operasyonel durumunun da kritik olduğunu vurgulayan Işıl, OPEC+'ın ekim ayı üretim politikasını değiştirmemesinin tek başına arz açısından yeterli güvence oluşturmadığını ifade etti.
Işıl, Hürmüz'deki akışın günlük 12-13 milyon varilin üzerine kalıcı olarak çıkması ve Brent petrolün 90 doların altına gerilemesinin normalleşmeyi destekleyebileceğini belirtti. Akışın 8-10 milyon varil ve Brent'in 90-100 dolar aralığında kalmasını "yönetilebilir fakat yüksek maliyetli ana senaryo" olarak değerlendiren Işıl, 100-105 dolar aralığını ise uyarı bölgesi olarak tanımladı.
Akışın günlük 5 milyon varilin altına düşmesi, Kharg'ın devre dışı kalması veya Brent'in 105 doların üzerine yerleşmesinin Türkiye'nin enflasyon ve cari denge görünümünde belirgin stres oluşturabileceğini kaydetti.
Altın savaş haberlerine karşın neden geriledi?
Jeopolitik risklerin arttığı bir haftada ons altının yüzde 0,80 değer kaybetmesini de değerlendiren Işıl, bu hareketin altının güvenli liman niteliğini kaybettiği anlamına gelmediğini belirtti.
Güçlü ABD istihdam verilerinin ardından tahvil getirilerindeki yükseliş ve Fed'in faiz artırma ihtimalinin kısa vadede güvenli liman talebine baskın geldiğini ifade eden Işıl, altının yalnızca jeopolitik gelişmelere değil, bu gelişmelerin petrol, enflasyon, dolar ve reel faizler üzerindeki nihai etkisine de tepki verdiğine dikkat çekti.
Işıl'a göre orta vadede enerji şoku, merkez bankalarının rezerv çeşitlendirmesi, yüksek kamu borcu ve yaptırım riskleri altının portföy çeşitlendirmesindeki rolünü desteklemeye devam ediyor.
Normalleşmede tek başına enflasyon yeterli değil
Işıl, mevcut görünümün piyasalarda tek yönlü bir iyimserlikten ziyade koşullara bağlı ve ihtiyatlı bir değerlendirmeyi öne çıkardığını belirtti.
Hisse piyasasında bankacılık, enerji ve savunmanın görece dirençli kalabileceğini, ulaştırma ve enerji yoğun sektörlerin ise yüksek petrol maliyetine daha duyarlı olduğunu ifade eden Işıl, tahvil piyasasındaki görünümün de TCMB'nin iletişimi, enflasyon beklentileri ve petrol fiyatlarının seyrine bağlı olacağını kaydetti.
Önümüzdeki dönemde temel sorunun faizlerin hangi yönde değişeceğinden çok dezenflasyonun enerji şoku ve küresel sıkılaşma karşısındaki dayanıklılığı olduğunu belirten Işıl, kalıcı normalleşme için enflasyonun yanı sıra beklentiler, cari denge ve risk priminin de aynı yönde hareket etmesi gerektiğini ifade etti.





