The Economist: “2024’te dünya için en büyük tehlike Donald Trump”

Dünyanın önde gelen yayın organlarından The Economist, yeni sayısında 2024 yılı için öngörülerini paylaştı. Londra merkezli dergi, önümüzdeki yıl Kasım ayında seçimlerin yapılacağı ABD’de Trump’ın olası bir zaferinin “dünya için en büyük tehdit” olacağını savunurken, ikinci bir başkanlık döneminin ABD ve dünya için ne anlama geleceğini ayrıntılı olarak analiz etti.
Söz konusu analizi Ekotürk okurları için tercüme ettik.
Dünyanın üzerinde bir gölge beliriyor. Bu haftaki sayımızda, önümüzdeki yıla ilişkin, 38. yıllık tahmin rehberimiz olan “The World Ahead 2024”ü yayınlıyoruz ve bu süre zarfında hiç kimse, 2024 analizlerimizi Trump kadar gölgede bırakmadı. Önümüzdeki yıl Kasım ayında bir Trump zaferinin, bir nevi yazı-tura olasılığı olduğu artık iyice netleşmiş durumda.
Trump, Cumhuriyetçi önseçimleri domine ediyor. Birçok kamuoyu yoklaması onu kararsız eyaletlerde Başkan Joe Biden'ın önünde gösteriyor. New York Times için yapılan bir ankette, seçmenlerin yüzde 59'u ekonomi konusunda Trump'a güvenirken, bu oran Biden için sadece yüzde 37. Hukuk davaları ve cezai kovuşturmalar Trump’ı, en azından ön seçimlerde daha da güçlendirdi. Demokratlar on yıllardır siyahi ve Hispanik seçmenlerin desteğine bel bağlamış durumda, ancak bu seçmenlerin önemli bir kısmı partiyi terk ediyor. Önümüzdeki 12 ay içinde adaylardan birinin tökezlemesi yarışı belirleyebilir ve dolayısıyla dünyayı altüst edebilir.
Trump gibi bir adamın yeniden Oval Ofis'in kapısını çalması tehlikeli bir an. Ülkede demokrasinin başı dertte. Trump'ın 2020'de seçimi kazandığı iddiası basit bir yalandan daha fazlasıydı: yurttaşlarını manipüle edebileceğine ve korkutabileceğine dair sinik bir bahisti ve işe yaradı. Amerika ayrıca Ukrayna'da Rusya, Orta Doğu'da İran ve müttefiki milisler, Tayvan Boğazı'nda ve Güney Çin Denizi'nde Çin'in meydan okumasıyla, yurtdışında da artan bir düşmanlıkla karşı karşıya. Bu üç ülke (Rusya, İran, Çin) çabalarını koordine ediyor ve güçlünün haklı olduğu; otokratlarınsa güvende olduğu yeni bir uluslararası düzen vizyonunu paylaşıyor.
MAGA Cumhuriyetçileri ikinci başkanlık dönemini aylardır planladıkları için Trump 2, Trump 1’den çok daha organize olacaktır. Ona gerçek manada inananlar en kilit pozisyonları işgal edecektir. Trump intikam, ekonomik korumacılık ve gösterişli anlaşmalar peşinde koşarken sınır tanımayacaktır. İkinci bir Trump dönemi ihtimalinin dünya parlamentolarını ve yönetim kurulu odalarını umutsuzluğa sürüklemesine şaşmamalı. Ancak umutsuzluk bir plan değildir. Endişeye bir çeki düzen vermenin zamanı geldi de geçiyor bile.
Trump'ın oluşturduğu en büyük tehdit kendi ülkesine. 2020'de seçimleri reddetmesi nedeniyle yeniden iktidarı ele geçirdiğinde, bir ulusu ulus yapan normlara, geleneklere ve özveriye, sadece kaybedenlerin bağlı kalabileceğine dair içgüdüsel hissi kesinlikle doğrulanacak. Düşmanlarının peşine düşen Trump, mahkemeler ve Adalet Bakanlığı da dahil olmak üzere yoluna çıkan her kuruma savaş açacaktır.
Ancak Trump'ın gelecek yıl kazanacağı bir zaferin ABD dışında da derin etkileri olacaktır. Çin ve dostları Amerikan demokrasisinin işlevsiz olduğunun kanıtlanmasına sevineceklerdir. Eğer Trump ABD'de yasal süreçleri ve sivil hakları ayaklar altına alırsa, diplomatları bunları dışarıda savunamaz. Küresel güney, Amerika'nın doğru olanı yapma çağrılarının aslında sadece bir ikiyüzlülük egzersizi olduğuna dair şüphesinde haklı çıkar. Amerika sadece herhangi bir büyük güç haline gelir.
Kazanırsa, Trump’ın korumacı içgüdüleri de serbest kalacak. İlk döneminde Çin'e uyguladığı gümrük vergilerine rağmen ekonomi gelişti. İkinci dönem için planları daha zarar verici olabilir. Kendisi ve yardımcıları, ithalatta bugünkü seviyenin üç katından fazla, evrensel bir yüzde 10 vergi uygulamayı düşünüyor. Senato onu dizginlese bile, geniş bir ulusal güvenlik görüşüyle gerekçelendirilen korumacılık, Amerikalılar için fiyatları artıracaktır. Trump ilk döneminde de vergileri düşürerek ve Covid-19 ödemeleri yaparak ekonomiyi ateşlemişti. Bu kez Amerika sadece savaşlarda görülen ölçekte bütçe açıkları veriyor ve borçları ödemenin maliyeti artık daha yüksek. Vergi indirimleri büyümeyi değil enflasyonu besleyecektir.
Yurtdışında ise Trump'ın ilk dönemi beklenenden daha iyi geçti. Yönetimi Ukrayna'ya silah yardımı yaptı. İsrail, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn arasında bir barış anlaşması sağladı ve Avrupa ülkelerini savunma harcamalarını artırmaları konusunda korkuttu. Amerika'nın Çin'e yönelik politikası daha şahin bir hal aldı. Eğer yüzeysel bir bakışla bakarsanız, diğer bir işlevsel (transactional) başkanlık bazı faydalar sağlayabilir. Trump'ın insan hakları konusundaki kayıtsızlığı, Gazze savaşı sona erdiğinde Suudi hükümetini daha yumuşak başlı hale getirebilir ve Hindistan'da Narendra Modi hükümetiyle ilişkileri güçlendirebilir.
Ancak ikinci dönem farklı olacak, çünkü dünya değişti. Ülkelerin işlevsel bir ilişki kurmasında yanlış bir şey yok: kendi çıkarlarını ön planda tutmak zorundalar. Ancak Trump'ın anlaşma ihtirası ve Amerika'nın çıkarlarına ilişkin algısı gerçeklikle sınırlandırılmamış ve değerlerle desteklenmemiş bir durumda.
Trump, Amerika'nın Avrupa'da kan ve para dökmesinin kötü bir anlaşma olduğuna karar verdi. Bu nedenle Ukrayna savaşını bir günde sona erdirmekle ve belki de Amerika'nın bir ülkeye yapılan saldırıyı tüm ülkelere yapılmış sayma taahhüdünden vazgeçerek NATO'yu yıkmakla tehdit etti. Orta Doğu'da Trump, bölgedeki çatışmaları ne kadar alevlendirirse alevlendirsin, İsrail'i kayıtsız şartsız destekleyecektir. Asya'da ise Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile Tayvan'ı terk etmek üzere bir anlaşma yapmaya açık olabilir çünkü Amerika'nın küçük bir ada için nükleer silahlara sahip bir süper güçle neden savaşa gireceğini anlayamıyor.
Ancak Amerika'nın Avrupa'yı terk edeceğini bilen Putin, Ukrayna'da savaşmaya devam etmek ve Moldova ya da Baltık ülkeleri gibi eski Sovyet ülkelerini vurmak için teşvik edici bir güce sahip olacaktır. Amerika'nın baskısı olmadan İsrail'in Filistinlilerle barış görüşmeleri için kendi içinde bir konsensüs oluşturması pek olası değil. Trump'ın müttefiklerinin yanında durmadığını hesaplayan Japonya ve Güney Kore nükleer silah edinebilir. Amerika'nın iklim değişikliğiyle mücadelede küresel bir sorumluluğu olmadığını iddia eden Trump, iklim değişikliğini yavaşlatma çabalarını boşa çıkaracaktır. Ve etrafı, Amerikan hakimiyetini korumanın tek yolunun çatışma olduğuna inanan Çin şahinleriyle çevrili. Anlaşma yanlısı bir başkan ile onun savaş çığırtkanı yetkilileri arasında kalan Çin, Tayvan konusunda kolayca yanlış hesap yapabilir ve bu da feci sonuçlar doğurabilir.
İkinci bir Trump dönemi, ilkinin olmadığı şekilde bir dönüm noktası olacaktır. Zafer, onun güçle ilgili en yıkıcı içgüdülerini doğrulayacaktır. Planları daha az dirençle karşılaşacaktır. Ve en kötüsünü bile bile ona oy vermiş olacağı için Amerika’nın ahlaki otoritesi azalacaktır. Seçimlere sadece bir avuç eyaletteki on binlerce seçmen karar verecek. 2024 yılında dünyanın kaderi, onların oylarına bağlı olacak…
Kaynak: Donald Trump poses the biggest danger to the world in 2024


