Ekonomik hafızanın kuvvetli olduğu dönemlerde, merkez bankalarının tahmin güncellemeleri yalnızca sayısal değil, yapısal sinyaller taşır. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın 2025 yılı ikinci Enflasyon Raporu da tam olarak bu eksende yer aldı. Enflasyon tahminlerinde görünürde bir değişiklik yapılmaması, birçoklarına “sürprizsiz” gelebilir. Oysa aynı tahminin korunması, altında çok daha karmaşık bir denge arayışını barındırıyor.
Orta noktası %24 olarak korunan 2025 yıl sonu enflasyon tahmini, Merkez Bankası’nın politika setiyle oluşturduğu mevcut sıkılık düzeyinin “yeterli” görüldüğü bir zemine işaret ediyor. Bu sabit tutum, yukarı yönlü risklerin –başta gıda olmak üzere– geçici ve yönetilebilir olduğuna dair bir inancın da uzantısı. Ancak bu sabitliğin arkasındaki “denge” söylemi, verilerin arka planında çok daha gergin bir yapıyla sınanıyor.
Varsayım revizyonları: Enerji gevşiyor, gıda direniyor
Bu raporun belki de en dikkat çekici yanı, varsayım tablosundaki karşıt yönlü güncellemeler. Petrol fiyatı tahmininin 76,5 dolardan 65,8 dolara çekilmesi, uluslararası enerji fiyatlarında süregelen gevşemenin içeri alınması anlamına geliyor. Ancak bu pozitif etki, gıda enflasyonunda yapılan yukarı yönlü güncellemeyle sınırlanıyor. Zirai don hadisesi gibi arz kaynaklı şoklar, dezenflasyon patikasında kırılgan kalemlerin hâlâ etkin olduğunu gösteriyor.
Bu karşıt yönlü etkiler, enflasyon tahmininde neden değişikliğe gidilmediğinin de yanıtını veriyor: Riskler birbirini dengeliyor, politika ise bu dengenin merkezinde sıkı duruşunu sürdürüyor.
Orta vadede hedef aynı: Kademeli ancak kontrollü düşüş
2026 için %12, 2027 için %8 olarak korunan tahminler, TCMB’nin dezenflasyon hedefinde hâlânet ve kararlı olduğunu gösteriyor. Ancak bu hedefin arkasında yüksek bir belirsizlik seti bulunuyor. Tahmin aralığının %19–29 gibi geniş bir bantta bırakılması, bu sürecin yalnızca teknik değil, aynı zamanda politik ve yapısal bir mücadele olduğunu da hatırlatıyor.
Kur geçişkenliği zayıflıyor, ama hizmet enflasyonu direniyor.
Son aylarda TL’ye yönelik güvenin yavaş yavaş geri kazanılmaya başladığına dair işaretler var. Döviz mevduat talebindeki azalma, KKM çözülmesi ve kur geçişkenliğinin geçmişe kıyasla daha sınırlı olması, beklenti yönetiminde pozitif bir tabloyu işaret ediyor. Ancak bu tabloyu sınırlayan kritik bir kalem var: hizmet grubu enflasyonu. Kira ve eğitim başta olmak üzere bu kalemdeki yapışkanlık, fiyatlama davranışının henüz yeterince kırılmadığını açıkça ortaya koyuyor.
Para politikası duruşu: Sadeleşme sinyali, gevşeme değil
Başkan Karahan’ın “fonlamayı bir hafta vadeli repo oranına çekmeyi düşünüyoruz” açıklaması, teknik bir sadeleşme sinyali olarak okunabilir. Bu mesaj, para politikasında gevşeme değil, operasyonel istikrar arayışı anlamına geliyor. Zira aynı açıklamanın içinde “enflasyon üzerindeki risklerin hâlâ yukarı yönlü olduğunu görüyoruz” ifadesiyle verilen tonlama, TCMB’nin gevşeme patikasına henüz girmediğini gösteriyor.
Kredi büyümesi ve iç talep: Kontrollü yavaşlama hedefi
Mayıs ayının ilk yarısına ait veriler, kredi büyümesinde haftalık bazda bir yavaşlamaya işaret ediyor. TCMB bu durumu destekliyor, çünkü iç talebin kontrollü bir zeminde tutulması dezenflasyon sürecinin kırılganlığını azaltan temel koşullardan biri olarak görülüyor. Ancak buradaki hassasiyet, yalnızca finansal göstergelerde değil, aynı zamanda politik ve toplumsal reflekslerde de test edilmeye devam edecek.
Rezerv politikası ve döviz tarafında yeni denge arayışı
Başkan Yardımcısı Hatice Karahan’ın “rezerv biriktirmeye devam edeceğiz” açıklaması, döviz piyasalarında artık yeniden bir toparlanma perspektifine geçildiğinin işareti. Kur istikrarı sağlanırken, rezerv birikiminin pasif değil aktif bir hedef olarak gündemde kalması, Türkiye’nin dış kırılganlığı açısından olumlu ancak kırılgan bir dengeyi ifade ediyor.
Faiz indirimi beklentileri ve iletişim stratejisi
Cevdet Akçay’ın “opsiyonlarımız var, veri odaklı gideceğiz” söylemi, klasik bir merkez bankası iletişimi gibi durabilir. Ancak içinde bulunduğumuz konjonktürde bu söylem, piyasalar için bir tür “opsiyonel gevşeme” sinyali olarak da algılanabilir. Bu nedenle, TCMB’nin önümüzdeki aylarda enflasyon düşüşüyle birlikte oluşacak faiz indirimi beklentilerini yönetmede nasıl bir iletişim stratejisi izleyeceği, piyasaların tepkisini belirleyecek önemli bir unsur olacak.
Özetle ; TCMB’nin bu raporla verdiği mesaj, teknik bir tahmin güncellemesinden çok daha fazlasını içeriyor. Politikadan ekonomiye, beklentiden iletişime kadar her unsurun, kırılgan ama kararlı bir zeminde yönetilmesi gerektiği vurgulanıyor. Sabır, bu sürecin temel yapı taşı. Ancak bu sabır yalnızca zamanla değil, veriyle ve söylemle desteklendiğinde güven oluşturur. Enflasyonla mücadelede yol haritası net; ancak bu yolun taşları hâlâ dikkatle döşenmek zorunda.