Tahran’dan Washington’a üç kritik talep: Güvence, tazminat ve Hürmüz

İran ile ABD arasında uzun süredir devam eden gerilim, sahadaki çatışmaların etkisiyle diplomasi masasında daha sert bir zemine taşındı. Tahran yönetiminin müzakere yaklaşımının savaşın başlamasından bu yana belirgin biçimde değiştiği, karar alma süreçlerinde askeri kanadın ağırlığının hissedilir şekilde arttığı ifade ediliyor. Kulislere yansıyan bilgilere göre İran, olası görüşmelerde Washington’dan kapsamlı ve bağlayıcı adımlar talep etmeye hazırlanıyor.
Tahran’ın yeni müzakere çerçevesi, yalnızca çatışmaların sona ermesiyle sınırlı kalmıyor; uzun vadeli güvenlik garantileri ve ekonomik talepler de paketin merkezinde yer alıyor.
MASAYA GELECEK TALEPLER NETLEŞİYOR
Uluslararası ajanslara konuşan üst düzey kaynaklara göre İran, ciddi bir diplomatik sürecin başlaması için üç temel başlığı ön şart olarak öne çıkarıyor. Bunlar arasında gelecekte herhangi bir askeri müdahalenin önüne geçecek açık güvenceler, savaş nedeniyle oluşan zararların karşılanması ve stratejik öneme sahip Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrol meselesi yer alıyor.
İran’ın, Hürmüz Boğazı üzerindeki etkinliğini artırmaya yönelik talebi, enerji piyasaları açısından küresel dengeleri etkileyebilecek kritik bir başlık olarak öne çıkıyor.
BALİSTİK FÜZE PROGRAMI “KIRMIZI ÇİZGİ”
Tahran yönetimi, savunma kapasitesinin temel unsurlarından biri olarak gördüğü balistik füze programı konusunda geri adım atmayacağını net şekilde ortaya koyuyor. Bu başlığın, daha önceki müzakerelerde olduğu gibi yine pazarlık dışı tutulduğu vurgulanıyor. ABD ve İsrail’in son saldırıları öncesinde yürütülen temaslarda da aynı konunun İran açısından “dokunulmaz alan” olarak değerlendirildiği biliniyor.
WASHINGTON VE TAHRAN ARASINDA MESAJ TRAFİĞİ
ABD Başkanı Donald Trump’ın “güçlü görüşmeler yapılıyor” yönündeki açıklamasına rağmen, İran cephesi kamuoyuna doğrudan bir temasın gerçekleşmediğini duyurdu. Diplomatik kaynaklar ise taraflar arasında dolaylı iletişim kanallarının aktif olduğunu belirtiyor. Pakistan, Türkiye ve Mısır gibi ülkelerin arabuluculuk rolü üstlendiği, mesajların bu hatlar üzerinden iletildiği ifade ediliyor.
İslamabad’da kısa vadede doğrudan temas ihtimali gündemdeki yerini korurken, İran’ın olası görüşmelere üst düzey siyasi isimlerle katılabileceği konuşuluyor. Ancak nihai karar mekanizmasının büyük ölçüde askeri ve güvenlik bürokrasısının kontrolünde olduğu değerlendiriliyor.
Diplomatik süreçte son sözün Devrim Muhafızları’nda olması, İran’ın taviz alanını ciddi ölçüde daraltan en kritik faktörlerden biri olarak görülüyor.
İSRAİL CEPHESİNDEN ŞÜPHECİ YAKLAŞIM
İsrailli yetkililer, ABD’nin anlaşma arayışına rağmen İran’ın Washington’ın taleplerini kabul etme ihtimalini düşük görüyor. Bu taleplerin nükleer programın sınırlandırılması ve balistik kapasitenin zayıflatılması gibi başlıkları kapsadığı ifade ediliyor. Tahran’ın ise özellikle füze gücü ve Hürmüz Boğazı üzerindeki etkisini stratejik caydırıcılık unsuru olarak gördüğü belirtiliyor.
İRAN İÇİNDE DENGELER DEĞİŞİYOR
İran’daki iç siyasi dinamikler de müzakere sürecini doğrudan etkiliyor. Askeri yapıların artan etkisi, yeni liderlik tartışmaları ve kamuoyunda güçlenen “direniş” söylemi, uzlaşma ihtimalini zayıflatan unsurlar arasında gösteriliyor. Özellikle üst düzey yönetimdeki belirsizlikler ve sahadaki gelişmeler, Tahran’ın daha sert bir çizgiye yönelmesine neden oluyor.


