Eğer California ülke olsaydı dünyanın 4. büyük ekonomisi olurdu…
Şaşırtıcı ama gerçek: California hâlihazırda pek çok ülkeyi geride bırakıyor. Yaklaşık 4,4 trilyon dolarlık nominal GSYİH ile California, dünyanın 4. büyük ekonomisi konumunda.
Yani Hindistan, Almanya ve Birleşik Krallık gibi ülkeleri geride bırakıyor. Üstelik bu başarı, sadece 39 milyon nüfusa sahip bir eyaletten geliyor.
California’nın gücü; teknoloji, finans, eğlence ve tarım alanlarındaki çeşitliliğinden geliyor. Silikon Vadisi’nden Hollywood’a, Apple, Google ve Disney gibi dev şirketlere ev sahipliği yapan bu eyalet, küresel trendleri belirleyen bir merkez konumunda. Girişim sermayesi, yeşil enerji ve dijital inovasyon denince ilk akla gelen yerlerden biri.
Umarım bu bilgileri daha fazla konuşabiliriz fakat bugünlerde bu “dev ülke” adeta kendi içinde bölünmüş durumda. Bir yanda halk, öfkesini sokaklara döküyor. Diğer yanda ise federal hükümet, protestoları bastırmak için orduyu devreye sokuyor.

Donald Trump’ın, California Valisi Gavin Newsom’un rızasını almadan Los Angeles’a binlerce Ulusal Muhafız göndermesi, sadece anayasal bir yetki tartışması yaratmadı. Aynı zamanda California’nın Washington’dan bağımsızlık talep eden söylemlerini de yeniden alevlendirdi. Sahi, eğer California bir ülke olsaydı, başkanına danışılmadan topraklarına asker gönderilebilir miydi?
Los Angeles sokaklarındaki göstericiler artık yalnızca bir olayı değil, bir sistemin bütününü sorguluyor. "Neden federal hükümet bizim adımıza karar veriyor?", "Neden barışçıl gösterilere karşı askeri müdahale ile tehdit ediliyoruz?", "Ve neden her kriz anında biz değil, Washington kazanıyor?"
Bu sorular sadece sol görüşlü aktivistlerin değil, eyalet yönetiminin de dilinde. Newsom’un çıkışı netti: “Bu bizim kentimiz. Kendi güvenliğimizi sağlayabiliriz. Baskı değil, diyalog istiyoruz.”
California, Amerika Birleşik Devletleri’nin en önemli parçası ama birileri ayırmak mı istiyor?
Türkiye’nin en sevdiği ve benim de yakın zamanda imkansız gördüğüm soruyu ‘Amerika’da İç Şavaş Çıkacak Mı?’ yine Türk medyası veriyor, bunu tartışmaya devam ediyor.
Los Angeles bu aralar sadece Hollywood’un kırmızı halılarıyla, Malibu’nun gün batımıyla ya da Beverly Hills’in ihtişamıyla anılmıyor. Şehrin sokakları günlerdir öfkeyle, adalet talebiyle ve biriken toplumsal hayal kırıklıklarıyla dolup taşıyor…
Ters Kelepçeli Demokrasi
Amerika Birleşik Devletleri’nde her eyaletin iki senatörü vardır. Toplamda 100 senatör. Her biri, sadece temsil ettikleri milyonlarca insanın değil, anayasal düzenin de bir parçasıdır. Senatör olmak, yalnızca bir unvan değil, demokrasinin taşıyıcı kolonlarından biri olmaktır.
Ama o demokrasi, bu hafta California'da yere düştü. Ülkenin en büyük eyaletinin seçilmiş temsilcisi Senatör Alex Padilla, İç Güvenlik Bakanı Kristi Noem’in ICE operasyonlarına dair açıklamasına bir soru sormak istedi. “Ben senatörüm, bir sorum var” dedi. Ama FBI görevlileri onu dinlemedi.
Basın toplantısından zorla çıkarıldı. Elleri havada, “Elinizi üzerimden çekin!” diye bağırırken ters kelepçeyle yere yatırıldı. Gözaltına alındı. Suçsuzdu. Sadece görevini yapıyordu: Soru sormak.

Bu bir ilk değil belki ama bir senatörün böylesine aleni şekilde aşağılanması, ters kelepçeyle salondan atılması, ABD tarihinde kara bir sayfa olarak yerini aldı.
California Valisi Gavin Newsom ise “Bir senatöre bunu yapıyorlarsa, sana neler yapabileceklerini hayal et.” Diyerek tepki gösterdi ve durumun çok daha kötü yerlere gideceğini belirtti.
İran’da Amerika’nın Müdehelesi Var mı?
İran meselesi, Amerikan siyasetinin en hassas ve bir o kadar da tutkulu başlıklarından biri olmaya devam ediyor.
Ortadoğu bu gece bir kez daha yangın yerine döndü. İsrail, İran’a karşı tek taraflı bir hava harekâtı düzenledi. Dünyanın nefesini tuttuğu bu anda kameralar Washington’a döndü. Gözler, Amerikan yönetiminin tavrını aradı.
Trump en son bu konuyla ilgili Fox News kanalının sunucularından Bret Baier'e telefonda açıklama yaptı.
Başkan Trump, "İran nükleer bomba sahibi olamaz ve müzakere masasına geri dönmeyi umuyoruz. Göreceğiz. Liderlik kadrosunda geri dönmeyecek (ölen) birkaç kişi var." ifadelerini kullandı.

İsrail'in İran'a düzenlendiği saldırılara Tahran'ın yanıtını beklediğini kaydeden Trump, "Gerekirse İsrail'i savunacağız." açıklamasında bulundu.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, gece yarısı yaptığı açıklamada çizgiyi net çekti:
“Biz saldırıya dahil değiliz. Önceliğimiz Amerikan güçlerinin güvenliğidir.”
Ama satır aralarında başka bir şey daha vardı. İsrail’in bu saldırının “kendi savunması için gerekli olduğunu” Washington’a önceden bildirdiği ortaya çıktı. Bu da şu soruyu gündeme getiriyor: ABD gerçekten uzak mı durdu, yoksa sessiz mi onayladı?
A Millî Takım 11 Yıl Sonra ABD’de: Kırmızı-Beyaz Coşku!
Türkiye A Millî Futbol Takımı, tam 11 yıl aradan sonra Amerika Birleşik Devletleri'nde sahaya çıktı. Haziran ayında New Jersey ve Connecticut’ta oynanan iki hazırlık maçı, Ay-Yıldızlı ekibin yalnızca sahadaki performansıyla değil, tribünlerdeki görkemli destekle de gündeme oturmasını sağladı.
ABD’de yaşayan Türk vatandaşları, Millî Takım’a olan özlemlerini binlerce kişilik coşkulu kalabalıklarla giderdi. Tribünleri kırmızı-beyaza boyayan taraftarlar, Türk bayrakları ve tezahüratlarla adeta bir bayram havası estirdi. Ay-Yıldızlılar için bu iki maç, yalnızca teknik anlamda bir sınav değil; aynı zamanda ABD’deki Türk toplumu ile kurulan gönül köprüsünü güçlendiren tarihi bir buluşmaydı.

İkinci hazırlık maçı, Meksika ile oynandı ve bu karşılaşmanın onur konuğu, Türk bilim dünyasının gururu, Nobel Kimya Ödüllü Prof. Dr. Aziz Sancar oldu. North Carolina Üniversitesi'nde uzun yıllardır görev yapan Sancar, bu özel karşılaşmayı tribünden takip etti. Türk taraftarların yoğun ilgisiyle karşılaşan Aziz Sancar'a, Millî Takım’ın teknik heyeti ve oyuncuları da özel ilgi gösterdi.
Meksika karşısında sahadan 1-0 mağlup ayrılan Türkiye, ilk maçta ise Connecticut’ta ABD’yi Arda Güler ve Kerem Aktürkoğlu’nun golleriyle 2-1 mağlup etmişti. Her iki karşılaşmada da genç oyuncular ön plana çıkarken, teknik ekip açısından önemli gözlemler yapıldı.
ABD'nin Meksika’yı 1-0 mağlup ettiği karşılaşmanın ardından Türkiye'nin sahne alması, futbolseverlerin ilgisini ikiye katladı. Biz de bu tarihi atmosferin tanığı olduk, Millî Takım’ın heyecanına yerinde ortaklık ettik.
Arda Güler demeden geçemeyiz…
Sahada adeta bir lider, aynı zamanda gerçek bir beyefendi. Meksika maçının ardından kendisiyle tanışma fırsatımız oldu. Kısa sohbetimizde ikimiz de aynı şeyi söyledik: “Bizi Fenerbahçe yetiştirdi.”
Arda, Miami’de Real Madrid’in hazırlık kampı başlayacağı için North Carolina’dan Florida’ya geçti. Böyle güzel bir evlat yetiştirerek emek veren annesi Serap Güler, babası Ümit Güler başta olmak üzere emek veren tüm hocalarından Allah razı olsun.
Yolu açık, yeteneği üstün, kalbi güzel bir genç! Türk futbolunun gururu olmaya devam edeceğine inancımız tam.
