Dikkat Dağınıklığı Çağında Uyanık Kalabilmek Mümkün mü?

Gün içerisinde ne kadar uyarana maruz kalıyoruz? Bunların ne kadarı önümüzden kayıp giden ekranlarda hayatımıza giriyor? Küçük bir hesaplamayla, bir dakikada 15 içerik görüntüleyen biri, üç saatte 2 bin 700 uyarana maruz kalıyor. Buna bu sırada gelen bildirimler dahil değil. Peki, ekranda ilgilenmediğimiz ve kaydırdığımız içerikler zihnimizin bir kenarına kazınıyor mu? Aslında tam da öyle.
Subliminal Mesajlar
İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde Medya ve İletişim Sistemleri bölümünde okuduğum yıllarda, bir pazarlama araştırmacısı olan James M. Vicary’nin deneyinden bahsedilirdi. Bilinçaltı reklam diye çevirebileceğim subliminal reklam konusunda çığır açıcı deneyini 1957 yılında yapıyor.
Farklı sinema salonlarında Picnic adlı filmi izleyenlere, her beş saniyede bir, üç milisaniye süresince “patlamış mısır ye”, “kola iç” gibi görseller izletiyor. Bu kadar kısa bir görseli göz ayırt edemiyor; izleyenler sadece filmi izlediğini zannediyor. Fakat bu gizli komutlar seyircilerin zihinlerine etki ediyor. Sonuç olarak, bu sinema salonlarında gazlı içecek satışlarının %18, mısır satışlarının ise %58 artış gösterdiği görüldü.
Daha sonra bu deneyin tartışmalı olduğu iddia edildiyse de, günümüz sosyal medyasına bir de bu gözle bakmamız gerekiyor.
Bu, hızla giden bir trenin içerisinde koşmaya ve yaralanmadan hayatta kalıp olan biteni hatırlamaya çalışmak gibi. Kendimizle baş başa kalmaya, iç sesimizi dinlemeye vakit yok. Bitmeyen bir Reels serisi, binge izleme, başkalarının hayatlarına bakarken kıyaslama, kıskanma, eksik hissetme; daha fazlasını teşhir ederek var olmaya çalışırken elimizden kayıp giden bir hayat.
Allah’ın insana en büyük lütfu olan bu güzel hayat neden bu kadar uyarana maruz bırakılsın ki? Yaşamak, dolu dolu yaşamak varken…
Avrupa uyanıyor
Bu hafta Avrupa Birliği’nden (AB) gençleri korumaya yönelik adımlar geldi. Avrupa Parlamentosu, 16 yaş altındaki çocukların ebeveynleri aksini kararlaştırmadıkça sosyal medyayı kullanmasının yasaklanması gerektiğini belirtiyor.
Kısacası, pek yakında 16 yaş altı aile izni olmadan sosyal medya kullanamayacak gibi görünüyor. Avrupa’da sosyal medya platformlarının zihin sağlığı açısından ciddi problemler yaratabileceği belirtiliyor. Her bildirimde, her yeni beğenme ve içerikte dopamin salgılayan genç beyinlerin, sonrasında depresyon ve endişeye teslim oldukları artık gözle de açıkça görülebiliyor.
Geçen yıl Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron tarafından hazırlatılan bir uzman raporu, çocukların 13 yaşına kadar akıllı telefon kullanmalarına izin verilmemesi; TikTok, Instagram ve Snapchat gibi sosyal medya platformlarını ise 18 yaşına kadar kullanmamaları gerektiğini belirtiyordu.
Yetişkinler için de durum pek farklı değil. Son araştırmalar, insan beyninin 30’lu yaşlara kadar gelişmeye devam ettiğini ortaya koyuyor. Üstelik gelişim veya yenilenme, insan vücudunda mucizevi bir şekilde sürekli, ölüme kadar devam eden bir süreç.
İngilizce’de dikkat dağınıklığı distraction demek, “yok olmak” ise destruction. Bu iki kelimenin birbirine bu kadar benzemesi bana her zaman çok manidar gelmiştir. İçinde bulunduğunuz çağa bir ad verecek olsam, kesinlikle Age of Distraction yani “Dikkat Dağınıklığı Çağı” adını verirdim.
Düşünmek ve Tefekkür Etmek
Durmak, düşünmek, okumak, yaptıklarımızı ve etrafımızdan akıp giden hayatı okumak, tefekkür edebilmek bu dikkat dağınıklığı içerisinde ne kadar mümkün olabilir?
YouTube’da Reels kaydırarak, jump cutlarla konuşan kişinin nefes alma süresine bile tahammülümüz yok. Halbuki o 1 saniyelik boşluklar sadece nefes almak için değil; dinleyen kişinin de dinlediğini sindirebilmesi için.
Bu, yutkunmakla vakit harcamak yerine, ağzınızdan midenize kadar inen bir boruyla beslenmek gibi bir şey. Dostoyevski’nin Budalasını okumak bir hafta sürerken, YouTube Reels hazzı birkaç saniye.
Peki, bu kadar anlık hazza dayalı bir zihin, en nihayetinde reseptörleri yakarsa ne olacak? Uyuşturucu kullanımında da durum bundan çok farklı değil. Dopamin ihtiyacı artar, zamanla reseptörler bununla başa çıkamaz, tolerans yükselir ve sonunda inanılmaz bir crash, yani çöküş gelir. Depresyon ve endişe dolu bir süreç başlar. Ta ki bir sonra ki madde alımına kadar.
Sosyal medya uyaranlarına bağımlı bir zihnin deneyimleyeceği durum da bundan çok farklı bir esasa dayanmıyor aslında. Süreç bizi neticede benzer bir bağımlılığa götürüyor.
Farkındalık…
Dünya da giderek bunu anlamaya başlıyor. Özellikle Avrupa… Teknolojinin nimetleri diyerek elimize, evimize yerleştirdiğimiz, çocuklarımızı emanet ettiğimiz bu portallardan, lağımın 50 tonuna maruz kalan gençlerin uyaran bağımlısı zihinlerini koruyabilmek giderek daha fazla önem kazanıyor.
Burada inanılmaz bir farkındalık gerekiyor. Çocuklardan, gençlerden önce yetişkinlerin neyi, neden yaptıklarını farkında olması gerekiyor. Gerçekten neden bu kadar sosyal medya kullanıyoruz? Bunun ruh halimiz ve davranışlarımız üzerinde nasıl bir etkisi var? Bunu gözlemlememiz gerekiyor.
Bu sorgulamanın ve uyanışın beraberinde ciddi bir değişim getireceğine inanıyorum. Her değişim önce farkında olarak başlar.
Hepinize güzel bir hafta sonu dilerim.
Sağlıcakla kalın, Allahısmarladık.