Dolar kazanıyor, Trump sıkışıyor: Fatura Türkiye’ye mi?
Trump fabrikaları Amerika’ya döndürmek istiyor; yükselen dolar, Amerikan malını pahalılaştırıyor. İhracatı büyütmek istiyor; kur, rakiplerinin elini güçlendiriyor. Dış ticaret açığını küçültmek istiyor; yapay zekâ yatırımlarının ihtiyaç duyduğu çip ve ekipman ithalatı faturayı kabartıyor. Beyaz Saray’ın hedefleriyle piyasanın yönü birbirinden uzaklaşıyor.
Güçlü dolar, zayıf destek
Washington Post–ABC News–Ipsos’un 9–13 Ekim araştırmasında Trump’ın genel onayı yüzde 33, ekonomi yönetimine destek yüzde 28. Bunlar oy oranı değil, başkanın performansına verilen not. Seçmen, ülkesinin parasının gücünden önce kendi satın alma gücüne bakıyor.
Burada ayrım önemli: Güçlü dolar, ithalatı ucuzlatarak tüketiciyi destekleyebilir. Hayat pahalılığının tamamını doların yükselişine bağlamak yanlış olur. Trump’ın açmazı, gümrük tarifeleri ve enerji maliyetleri üzerinden gelen baskı sürerken, güçlü kurun üretim ve ihracat hedeflerini zorlaştırması.
Reuters köşe yazarı Jamie McGeever’ın analizindeki temel nokta da bu. Dolar yalnızca Amerika’ya duyulan güvenden beslenmiyor. Avrupa’nın mali sıkıntıları, Japonya’nın borç yükü ve yapay zekâ yatırımlarına akan sermaye de doları destekliyor. Alternatiflerin zayıflığı, Washington’ın istediğinden daha güçlü bir para yaratıyor.
Türkiye için üç risk kanalı
Türkiye açısından ilk kanal finansman. Güçlü dolar, yüksek ABD faizleriyle birleştiğinde uluslararası sermaye için rekabet sertleşir. Döviz borçlusu şirketlerin kur riski daha kritik hâle gelir. Ancak dolar endeksindeki yükseliş, dolar/TL’nin aynı ölçüde artacağı anlamına gelmez. İçerideki politika ve güven, bu baskının şiddetini belirler.
İkinci kanal ticaret. Euro zayıfladığında, gelirini euro ile elde edip enerji ve girdilerini dolarla ödeyen ihracatçının marjı sıkışır. Avrupa’da talep de gerilerse kur baskısına sipariş kaybı eklenir. Amerikan ürünlerinin pahalılaşması bazı sektörlere fırsat sunsa da korumacılık bu alanı daraltır.
Üçüncü kanal enerji. Güçlü dolar tek başına petrolü pahalılaştırmaz. Fakat yüksek enerji fiyatlarına TL’de değer kaybı eklenirse ithalat faturası büyür. Enflasyonla mücadele zorlaşır, faiz indirimi için gereken alan daralır. Dışarıdaki kur hareketi, içeride üretim maliyetine ve geçim baskısına dönüşür.
Geçim içeride, pazarlık dışarıda
İç siyasette tartışma, dış şokun büyüklüğü kadar ekonominin dayanıklılığı üzerinden yürür. İktidar küresel koşulları, muhalefet hazırlık eksikliklerini öne çıkarabilir. Vatandaşın ölçüsü ise ücretinin kira ve market karşısındaki gücüdür.
Dış politikada Ankara’nın hesabı daha karmaşık. Enerjide Rusya ve İran’la ilişkiler, Washington’ın yaptırım yaklaşımına karşı dikkatli bir denge gerektiriyor. Trump maliyetleri düşürecek uzlaşmalara yönelirse diplomasi alanı açılabilir. Ticaret ve yaptırım baskısını artırırsa bu dengeyi korumak zorlaşır.
Savunma tedariki de aynı nedenle yalnızca liderler arasındaki ilişkiye bırakılamaz. Kongrenin tutumu, satış ve yaptırım dosyalarında ayrıca hesaba katılmalıdır. Ara seçimlerde olası güç değişimi, Ankara açısından muhatapların ve pazarlık koşullarının değişmesi demektir.
Ankara’nın ödevi
Türkiye’nin hazırlığı, Cumhuriyetçilerin kazanacağı ya da kaybedeceği beklentisine bağlanamaz. Güvenilir ekonomi politikası, döviz şoklarına dayanıklı bilançolar ve kurumsal diplomasi gerekir.
Amerikalı seçmen Washington’ın güç dengesini değiştirebilir. Ankara’nın görevi, değişen dengelerin faturasına hazırlıklı olmaktır.
