Emperyal şapkadan çıkan Gazze valisi Tony Blair aslında kim?

ABD Başkanı göreve gelişinden bu yana İsrail Başbakanı soykırımcı Netanyahu’yu Beyaz Saray’da tam üç kez ağırladı. Gazze’de soykırım tüm hızıyla devam ederken, sivil halk yeryüzünden silinirken, Trump barış havarisi olmaya karar verdi; Netanyahu ile birlikte Gazze’de barış planını açıkladı.
Sanki düne kadar sosyal medyada yapay zekâ ile hazırlanmış, şezlongda Netanyahu ile uzanmış görüntülerini kendisi paylaşmamış; Gazze’yi bir lüks konut projesine çevirme projesini anlatmamış gibi. Gündemi sıkça değiştirmek konusunda zaten üzerine yok. Benim zarif bir şekilde “gündemi boğmak” olarak Türkçe’ye çevirdiğim Trump’ın meşhur “flooding the zone” stratejisi tıkır tıkır işliyor.
Teknoloji devleri, yapay zekâ sistemleri ve sosyal medya platformları da kendisine hizmet ediyor. Gündem öylesine hızlı değiştiriliyor ki kimseye nefes alma, bir saniye bile düşünebilme fırsatı verilmiyor.
Plan ki ne plan?
Dönelim şu muhteşem barış planına…Trump 20 maddelik bir planını açıkladı; Hamas rehineyi bırakacak, silahları bırakacak, apolitik bir Gazze temsiliyeti oluşturulacak. Karşılığında da iki yıldır Filistin’de işgal planını adım adım uygulayan ve iki yıldır tarihin en kanlı soykırımını gerçekleştiren İsrail rejimi operasyonları durdurup insani yardıma izin verecek. Hamas eğer teklifi reddederse de İsrail “ne gerekiyorsa yapacak.” Sanki bu zamana kadar yaptıkları yetmemiş gibi. Hiç utanmadan karşımıza çıkıp konuşabilen insanlara kulak verip, bunlardan gelecek sözde barışa ümit bağlıyoruz.
Halbuki bu zamana kadar bütün dünyanın tek bir ses olup hayatı durdurması gerekirdi. İtalya’da sendikalar ve liman-gümrük çalışanları birkaç eylemde bulundu. Fakat yetersiz. Trump da Netanyahu da kanlı soykırımlarını tüm dünyanın gözleri önünde gerçekleştirmek konusunda kararlı. Eğer bu pilot projeler tutarsa, sıra tek tek diğer ülkelere ve milletlere de gelecek. Çünkü Filistin sadece Filistin demek değil.
Bu sözüm ona barış planını açıklayan Trump, planın uygulanmasını denetleyecek bir “barış kurulu”nun oluşturulacağını, bunun da başına eski İngiltere Başbakanı Tony Blair’ın geçmek istediğini söyledi. Bayram değil seyran değil, yine karamürsel sepetinden Blair çıktı. Hayırdır inşallah!
Bush’un meşhur finosu
Yeni nesil belki hatırlamaz diyerek esasında Tony Blair’ın kim olduğunu hatırlatalım. 14 Kasım 2002 yılında yayınlanan The Guardian gazetesine göre İngiltere’de halkın yüzde 50’si dönemin başbakanı Blair’ı, dönemin ABD Başkanı Bush’un “fino köpeği” olarak görüyordu. Blair, o dönem kendi halkına ve tüm dünyaya yalan söyleyerek Irak’ta kitle imha silahları olduğu iddiasında bulundu. Halk ne olduğunu anlamadan, İngiltere ve ABD 2003 yılında Irak’ı işgal etti. İşgal sonrası ortaya çıktı ki ne kitle imha silahı ne de uluslararası tehdit oluşturabilecek başka bir silah var. Irak rejimi kendisini işgale karşı bile koruyamamıştı. Irak’ta yaklaşık bir milyon kişi öldürüldü.
2009 yılına gelindiğinde İngiltere’de dönemin Başbakanı Gordon Brown parlamentoda “Chilcot Raporu” olarak bilinen bir inceleme başlatarak İngiltere’nin 2003 yılında Irak işgaline nasıl katıldığının araştırılmasını istedi. Bunun sonucunda İngiltere’nin diplomasi ve Birleşmiş Milletler süreçleri tamamlanmadan, Bush’un ekseninde dönen Tony Blair’ın kitle imha silahı gerekçeleriyle Irak’a girdiği ortaya çıkmış oldu. Hatta bu soruşturma kapsamında Tony Blair’ın dönemin ABD Başkanı Bush’a yazdığı gizli bir not ortaya saçıldı: “Ne olursa olsun seninleyim.”
Rahmetli Ferhan Şensoy’un meşhur filmindeki gibi, bir milyonu aşkın insanın katledilmesinin ardından bir “pardon” bile gelmedi. Ölen öldüğüyle kaldı; ne Bush ne de Blair yargılanmadı.
Irak işgali sonrasında kaos ve terör
Irak’ta 2003 yılı ve sonrasında yaşananlar sadece bir milyonu aşkın masum insanın katledilmesine yol açmadı; sonrasında DAEŞ, IŞİD, ISIS gibi pek çok farklı isimle anılan örgütün yükselişine zemin hazırladı. Burada vakti olanları, Batı medyasının propagandasını yaptığı bu terör örgütünün aslında nasıl ve kimler tarafından kurulmuş olabileceğini düşünmeye ve araştırmaya davet ediyorum.
Tony Blair, 2007’de başbakanlıktan ayrıldıktan hemen sonra Ortadoğu Dörtlüsü’nün (BM, ABD, AB, Rusya) özel temsilcisi olarak görevlendirildi. Görevi İsrail-Filistin barış sürecine katkı sunmak, özellikle de Filistin tarafında ekonomik ve kurumsal kapasiteyi geliştirmekti. Fakat zaman içerisinde Filistinlilerden daha çok İsrail rejiminin tarafında olduğunu gösterdi. 2015 yılında bu görevinden istifa ettiğini duyurdu.
Bakın, arşiv yalan söylemez; 28 Mayıs 2015 tarihli Deutsche Welle haberine göre Netanyahu daha o zamandan Blair’ın tekrar göreve geleceğinin haberini vermiş. Filistinli üst düzey bir yetkili olan Nabil Shaath’ın Tony Blair ile ilgili olarak şunları demiş:“Tony Blair’in ayrılmasına sevindim. Sekiz yıl boyunca Filistin’e hiçbir katkısı olmadı. İsraillilerin onaylamadığı hiçbir öneri sunmadı. Tüm bu süre boyunca sadece kendisini temsil etti.”
Ortadoğu’da akçeli işler denince akla gelen isim
Blair bu, hiç bırakır mı? Ortadoğu sevgisi bir türlü bitmiyor, sevmeden duramıyor. Bu kez ‘Küresel Değişim İçin Tony Blair Enstitüsü’nü (TBI) kurdu ve yine gözünü Ortadoğu’ya dikti. Daily Telegraph’ın haberine göre Suudi Arabistan hükümeti, Blair’ın enstitüsüne 2018 yılında 9 milyon sterlin vererek Suudi Veliaht Prensi’nin modernleşme projesine katkı sunmasını istedi. NGO Report’un verilerine göre Blair’ın enstitüsü TBI’ın toplam gelirlerinin yüzde 50’den fazlası yabancı hükümetlerden geliyor. En büyük finansal destek Birleşik Arap Emirlikleri’nden geliyor.
Herhalde burada şu aralar çok konuşulan “Abraham Anlaşmaları”nın ön hazırlığını 2015’ten bu yana kimin yaptığını tahmin etmek zor olmasa gerek.
Gazze Riveria projesinin ortaklarından
Financial Times’ın 6 Temmuz 2025 tarihli özel haberine göre Tony Blair Enstitüsü (TBI) çalışanları, İsrailli iş insanlarının liderlik ettiği ve Boston Consulting Group (BCG) tarafından finansal modellemeleri yapılan, Gazze’nin savaş sonrası dönemi için planlanan “Gazze Riviera” projesinde yer aldı. Bu plana göre Gazze ticari bir merkez haline getirilecek; ‘Elon Musk Akıllı Üretim Bölgesi’ kurulacak ve tüm bunların yapılabilmesi için yaklaşık yarım milyon Gazzeli’nin para ödenerek bölgeden göç etmesi teşvik edilecek.
İşte Trump bize bu kirli projeye vali olarak da Tony Blair’ın atanacağının haberini veriyor. Ortadoğu’da akçeli işler denince akla gelen ilk isim olan İngiltere eski Başbakanı Tony Blair bir kez daha sahneye sürülüyor.
Şöyle döndüm, bir kez daha baktım: kaç yaşındalar diye; Blair 72, Netanyahu 76, Trump ise 79 yaşında… Bitmeyen, tükenmeyen bir hırsla hâlâ Ortadoğu’yu emperyal heveslerle parsellemenin peşindeler…Allah hepimizin yardımcısı olsun!