PPK’da beklemek gerekiyor
Piyasaların 22 Ekim Perşembe günü yapılacak Para Politikası Kurulu toplantısına ilişkin beklentisi, 100 baz puanlık faiz indirimine işaret ediyor. Benim beklentim ise Merkez Bankasının politika faizini yüzde 37’de sabit tutması yönünde. Küresel faiz görünümü ve Türkiye’ye yönelik sermaye hareketlerindeki riskler, bu toplantıda ihtiyatlı davranmayı gerektiriyor.
ABD’de enflasyon baskısının yeniden güçlenmesi, Fed’in ilave faiz artırımına gitme ihtimalini gündemde tutuyor. Böyle bir ortamda TCMB’nin faiz indirmesi, TL varlıkların sunduğu faiz avantajını azaltabilir. Kurda değer kaybı beklentisinin de yükselmesi hâlinde yatırımcıların Türkiye riskini azaltma eğilimi güçlenebilir. Bu etkinin ortaya çıkması için Fed’in fiilen faiz artırması da gerekmiyor. Beklentilerin değişmesi, sermaye hareketlerini önceden etkileyebilir.
MSCI’nin Türkiye endekslerindeki belirli eklemeleri ve ağırlık artırıcı güncellemeleri dondurması da bu çerçevede önem taşıyor. Karar, mevcut Türkiye pozisyonlarının tamamında zorunlu satış anlamına gelmiyor. Ancak yeni yabancı girişini sınırlayabilecek ve yatırımcıların daha temkinli davranmasına yol açabilecek bir gelişme. Haziran 2027’deki değerlendirmeye uzanan belirsizlik, portföy tercihlerinde etkili olabilir.
Fon piyasasındaki sorunlar sonrasında tahvil ve diğer TL araçlara yönelen yerli tasarrufun da kalıcı bir destek oluşturacağı varsayılmamalı. Faiz indirimi beklentisi tahvil fiyatlarını destekleyebilir. Ancak kur ve enflasyon riski yükselirse aynı yatırımcı bu kez dövize yönelebilir. Yurt içindeki araçlar arasında dolaşan para, ekonomiye yeni döviz girişi sağlamıyor.
Böyle bir durumda döviz kuru üzerindeki yukarı yönlü baskı, Merkez Bankasının müdahale ihtiyacını artırabilir. Döviz satışları rezervleri azaltırken piyasadan TL çeker. Başlangıçtaki likidite fazlasının erimesiyle bankaların fonlama ihtiyacı da büyüyebilir. Dolayısıyla faiz indiriminin etkisini rezervler ve yurt içi likidite koşullarıyla birlikte değerlendirmek gerekiyor.
Türkiye’de yıllık enflasyonun son veride gerilemesi elbette olumlu. Buna karşılık enerji maliyetleri ve kur üzerinden yeniden hızlanma riski sürüyor. Erken bir indirim bu riski artırırsa politika faizi düşerken uzun vadeli tahvil faizleri yükselebilir ve beklenen finansman rahatlaması sınırlı kalabilir.
Bu nedenle benim öngörüm, TCMB’nin perşembe günü de politika faizisin sabit tutması gerektiği yönünde. Mevcut koşullarda faizi sabit tutmanın, rezervleri ve TL’ye duyulan güveni korumak açısından daha uygun olacağını düşünüyorum.
