Trump’a Soykırım Hediyesi: Halktan Uzak Kraliyet Seremonisi

Londra, geçtiğimiz hafta, tüm dünyanın tepkisine rağmen, tarihin en eli kanlı rejimlerinin başında yer alan İsrail rejiminin Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’a ev sahipliği yapmıştı. İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Herzog’u 10 numaralı başbakanlık konutu önünde kırmızı halıyla karşılamış ve uluslararası basın önünde el sıkışmıştı. Bunu ileride belgesellerde kullanılacak kadar utanç verici bir görüntü olarak hafızalara kazındığını belirtmiş olalım.

Bundan sadece günler sonra, Birleşmiş Milletler araştırma komisyonu, İsrail’in Gazze’de Filistinlilere karşı “soykırım” işlediği sonucuna vardı. Düşünün: İngiltere Başbakanı, bu karardan sadece birkaç gün önce, “Gazze’de masum sivil yok” ifadesini kullanan İsrail Cumhurbaşkanı Herzog’u en üst düzeyde ağırladı. Bu batı uygarlığı için utanç verici bir tablo.

Trump’ın Gazze’de Rezidans Planları

Bu hafta ise, Gazze’de devam eden soykırımı gerçekleştiren Netanyahu rejiminin en büyük destekçisi, ABD Başkanı Donald Trump, devlet töreniyle karşılandı. Tüm bu isimlere serilen kırmızı halının aslında “kandan bir nehir”i de temsil ettiğini düşünebilirsiniz.

Trump, çarşamba akşamı İngiltere’ye doğru yola çıkarken, Netanyahu’nun gözü dönmüş ordusu da Gazze’ye kara harekâtını başlattı. Geride kalan yıkıntıların altında, ölülerini bile çıkarıp gömemeyen; açlık ve hastalıkla mücadele eden insanların üzerine tanklarla ve toplarla gidip nüfusu sürmeye çalışıyorlar. Trump ve Netanyahu’nun katledilmiş sivillerin üzerine dikmek istediği lüks rezidanslar ve kumarhaneler var. Akıllarında süper lüks bir “riviera” yaratmak var.

 

Bu planın başında ise İngiltere’nin eski Başbakanı Tony Blair olduğunu biliyoruz. Kendisi geçtiğimiz haftalarda Trump’la da bu konuyu görüştü. Gazze’deki Filistinlileri sürüp, geriye kalan alanı da Great Trust adı altında paylaşacaklar. Adına “Trump Riveria” denecek lüks konutlar, Elon Musk için yapay zekâ merkezleri oluşturulacak. Bunların hepsi uluslararası basında yazıldı, çizildi; artık sır değil. Düşünün: Bir halkın acısının üzerinde işgal de ötesi, soykırımın kemikleri üzerine bir gelecek inşa etmeyi planlıyorlar.

Hiç orada katledilen insanların ruhları, ahları, acıları, en önemlisi Allah’ın gazabı sizin peşinizi bırakır mı acaba?

Trump’ı Eğlendirmenin Ahlaki Maliyeti

Tüm bunlar olurken, Kraliyet ailesi, ABD Başkanı Donald Trump için milyonlarca sterlin harcanan bir devlet töreni yaptı. Bu arada hakkını yemeyelim: Daha önce Prens William ve Prens Harry, Gazze’ye ilişkin geçmişte konuşmuştu. Prens William, 2024 yılının Şubat ayında, “Ben, pek çok kişi gibi, çatışmaların bir an önce sona ermesini görmek istiyorum. Gazze’ye yönelik insani desteğin artırılmasına acil bir ihtiyaç var,” demişti. Fakat aradan geçen zaman içerisinde, 60 binden fazla insanın ölümünün ardında soykırım rejiminin en büyük destekçisi olan Trump’ı ağırlamak zorunda kalmak oldukça ağır bir görev olsa gerek.

Trump, resmi devlet töreninden memnun kaldı. Fakat ancak halktan uzak bir şekilde ağırlanabildi. Ne Kral Charles’ın ne de ABD Başkanı Trump’ın halka yakın durmak gibi bir niyeti vardı. İngiltere’de iktidar dahil herkes, halkın protestolarından çekiniyor. Haftalardır aralıksız olarak Filistin’e destek gösterisi yapılırken, İngiltere’nin Netanyahu rejimine de facto desteği protesto ediliyor. Bu nedenle Trump, gözlerden uzak Londra’ya 1,5 saat mesafedeki Windsor Kalesi’nde ağırlandı.

Trump’la Epstein’in Görüntüleri Windsor Kalesi’nde

Trump henüz kaleye ulaşmadan, çarşamba gecesi yapılan bir protesto ziyarete damgasını vurdu. Dört protestocu, pedofil ve fuhuş ağı yöneticisi Jeffrey Epstein ile Trump’ın fotoğraf ve görüntülerini, konaklayacağı Windsor Kalesi’nin burcuna lazer ile yansıttı. İngiliz polisi protestocuları apar topar gözaltına aldı ama ne çare… Trump’ın bu ara en çok başını ağrıtan mesele, İngiltere’de konaklayacağı tarihi kalenin burçlarından uluslararası medyanın kucağına düşmesiydi.

Halktan Kaçan Kale Surlarının Ardına Gizlenen Elitler

Trump’ı halktan uzak tutabilmek için hemen her şey yapıldı. Windsor Kalesi’nde büyük bir şatafatla ağırlanan Trump, başkent Londra’da binlerce kişi tarafından çok sert protesto edildi. “Faşist Trump’ı istemiyoruz” diyen binlerce gösterici, soykırımı destekleyen Trump’ın bu şekilde ağırlanmasından son derece rahatsızdı. Gösteride Filistin bayrakları dalgalanırken, Trump maketi yerlerde sürüklendi. Tam o sırada halktan uzak tutulan Trump’ın gönlü hoş tutuluyordu; uçuş gösterileri ve törenler yapılıyordu. Kısacası bir yanda halk, bir yanda da kalenin surlarının arkasına gizlenen, kendi güvenli alanlarında “her şey normalmiş” gibi davranan asiller, liderler, bürokratlar ve iş insanları vardı.

İngiltere bu hafta sonu, çok geç kalınmış bir kararı açıklamaya hazırlanıyor. İsrail rejimi Gazzelileri yurtlarında sürerken, İngiliz hükümeti Filistin’i devlet olarak tanıma kararını açıklayacak. Çok ama çok geç kalınmış bir karar.

Birleşmiş Milletler’in soykırım kararının ardından, son iki yıldır İsrail rejimine destek vermiş her ismin artık sadece insani ya da ahlaki değil, aynı zamanda yasal sorumluluğu var. Unutmayalım: Er ya da geç, Nürnberg’de olduğu gibi soykırımcılar ve destekçileri bir gün halk önünde hesap vermek zorunda kalacaklar. Bunu tarihe not düşmüş olayım.

George Orwell’in 1984’ünü aratmayacak olan bu dünyada siz yine umutlu olun. Kötülüğün karşısında iyilik, karanlığın karşısında aydınlık kazanacak. Yeter ki inanın!