Avrupa’nın gündeminde neler var? 09 Mart 2026
EKOTÜRK Avrupa Temsilcisi Gökhan Kurtaran Avrupa’nın gündemini derledi.
İNGİLTERE
Starmer ve Trump İran krizi sonrası ilk kez görüştü
İngiltere Başbakanı Keir Starmer ile ABD Başkanı Donald Trump, Trump’ın Londra’nın İran politikasını sert şekilde eleştirmesinin ardından ilk kez telefon görüşmesi gerçekleştirdi.
İngiltere Başbakanlık Ofisi (10 Downing Street), görüşmeye ilişkin sınırlı bilgi paylaşarak liderlerin Orta Doğu’daki son gelişmeleri ve İngiltere ile ABD arasındaki askeri iş birliğini ele aldığını açıkladı. Görüşmede özellikle ABD’nin İran’a yönelik savunma amaçlı operasyonlarında İngiltere’deki RAF üslerinin kullanılması konusu da gündeme geldi.
Trump hafta sonu yaptığı açıklamada İngiltere’nin Orta Doğu’ya uçak gemisi göndermeyi değerlendirdiğini ancak buna gerek olmadığını söylemiş ve sosyal medyada İngiltere için “bir zamanların büyük müttefiki” ifadesini kullanmıştı. ABD Başkanı ayrıca İngiltere’nin İran’a yönelik ilk saldırılara katılmamasından duyduğu rahatsızlığı dile getirmişti.
Başbakan Starmer daha önce İngiltere’nin İran’a yönelik saldırı operasyonlarına katılmayacağını, ancak müttefik ülkelerin savunması kapsamında ABD’nin İngiliz üslerini kullanmasına izin verdiğini açıklamıştı.
İngiltere Dışişleri Bakanı Yvette Cooper, hükümetin ABD ile her konuda aynı görüşte olmayabileceğini belirterek İngiltere’nin dış politikasının ulusal çıkarlar doğrultusunda şekillendirileceğini söyledi.
İngiltere şu ana kadar bölgeye Typhoon savaş uçakları ve ek askeri personel gönderirken, İran’ın müttefik ülkelere yönelik füze ve drone saldırılarına karşı savunma desteği sağladığını açıkladı.
Bu arada İran’ın Londra Büyükelçisi Seyed Ali Mousavi, İngiltere’yi daha fazla askeri müdahaleden kaçınması konusunda uyararak İran’a karşı kullanılacak üs ve tesislerin “meşru hedef” sayılacağını söyledi.
İngiltere’de Mart ayında faiz indirimi ihtimali zayıfladı
Ekonomistler ve piyasa analistlerine göre İngiltere Merkez Bankası’nın (Bank of England) Mart ayında faiz indirimi yapma ihtimali belirgin şekilde azaldı. Para piyasası fiyatlamalarına göre Mart ayında faiz indirimi olasılığı yüzde 80 seviyesinden yüzde 16,5’e geriledi.
Piyasalar ayrıca 2026 sonuna kadar toplamda yalnızca 21,5 baz puanlık faiz indirimi fiyatlıyor. Bu da yıl sonuna kadar tek bir 25 baz puanlık indirimin bile tam olarak fiyatlanmadığını gösteriyor.
İngiltere Merkez Bankası’nın politika faizi şu anda yüzde 5,25 seviyesinde bulunuyor. Ülkede yıllık enflasyon yaklaşık yüzde 4 civarında seyrederek Banka’nın yüzde 2 hedefinin üzerinde kalmaya devam ediyor.
Oxford Economics ekonomisti ve eski İngiltere Merkez Bankası Para Politikası Kurulu üyesi Michael Saunders, enerji fiyatlarındaki son yükselişin merkez bankalarını temkinli davranmaya ittiğini belirtti. Saunders, enerji fiyat şoklarının enflasyon beklentilerine yansımasını önlemek için faiz indirimlerinde acele edilmeyebileceğini ifade etti.
Ekonomistlere göre bu nedenle İngiltere Merkez Bankası Para Politikası Kurulu’nun kısa vadede faizleri sabit tutarak para politikasını sıkı seviyede sürdürmesi daha olası görülüyor.
Londra “çocuksuz bir şehir” olma riskiyle karşı karşıya
Londra’da hızla artan konut ve çocuk bakım maliyetleri, başkentin uzun vadede “çocuksuz bir şehir” haline gelebileceği yönünde endişelere yol açtı. Londra Meclisi’nin yayımladığı rapora göre başkentte çocuk sayısı son yıllarda Birleşik Krallık’ın diğer bölgelerine kıyasla daha hızlı düşüş gösterdi.
Rapora göre 2013–2023 döneminde Londra’da 10 yaş altındaki çocuk sayısı 99 bin 100 kişi azaldı. Aynı dönemde başkentin toplam nüfusu 506 bin kişi artmasına rağmen çocuk nüfusundaki düşüş özellikle İç Londra’da daha belirgin oldu.
Çocuk sayısındaki azalma eğitim sistemini de etkiliyor. Okul finansmanının öğrenci sayısına bağlı olması nedeniyle 2019’dan bu yana Londra’da 100 okul kapatıldı veya kapatılması planlandı.
Raporda düşüşün başlıca nedenleri arasında yüksek konut fiyatları ve çocuk bakım maliyetleri gösterildi. İç Londra’da tam zamanlı bir kreşin haftalık maliyeti 319,24 sterlin ile İngiltere ortalaması olan 238,95 sterlinin yüzde 34 üzerinde bulunuyor.
Konut maliyetleri de ailelerin şehirde kalmasını zorlaştırıyor. Londra’da tipik bir konutun fiyatı ortalama yerel maaşın 11,1 katına ulaşırken, İngiltere genelinde bu oran 7,7 kat seviyesinde. Ayrıca Londra’daki kiralar ülke ortalamasının yaklaşık yüzde 60 üzerinde.
Londra Meclisi, çocuk sayısındaki düşüşün kalıcı hale gelmemesi için kapatılan okulların binalarının satılmak yerine alternatif eğitim alanları olarak korunmasını önerdi. Raporda ayrıca Londra’nın UNICEF “Child Friendly City” programına katılarak aileler için daha yaşanabilir bir şehir haline gelmesi gerektiği ifade edildi.
AVRUPA BİRLİĞİ
Macron İran Cumhurbaşkanı ile görüştü: “Saldırılar durmalı”
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile telefon görüşmesi gerçekleştirerek İran’ın bölgedeki saldırılarını derhal durdurması çağrısında bulundu. Görüşme, İran’daki savaşın başlamasından bu yana Batılı bir lider ile Tahran yönetimi arasındaki ilk temas olarak kaydedildi.
Macron, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada İran’ın bölge ülkelerine yönelik saldırılarını hemen durdurması gerektiğini vurguladığını belirtti. Fransız lider ayrıca Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer özgürlüğünün garanti altına alınması gerektiğini ifade ederek, fiili kapanma riskinin küresel enerji ticareti açısından ciddi sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekti.
Görüşmede Macron ayrıca İran’ın nükleer ve balistik füze programına ilişkin ciddi endişelerini dile getirdi ve krizin çözümü için diplomatik bir yol bulunması gerektiğini söyledi.
Fransa Cumhurbaşkanı ayrıca İran’da daha önce casusluk suçlamasıyla tutuklanan ve Kasım ayında serbest bırakılarak Tahran’daki Fransız Büyükelçiliği’ne götürülen Fransız vatandaşları Cécile Kohler ve Jacques Paris’nin Fransa’ya dönüşünün “mutlak öncelik” olduğunu ifade etti.
Macron, görüşmenin ardından iki liderin iletişimde kalma konusunda mutabık kaldığını açıkladı.
AB, 2040 için yüzde 90 emisyon azaltım hedefini onayladı
Avrupa Birliği ülkeleri, 1990 seviyelerine kıyasla 2040 yılına kadar net sera gazı emisyonlarını yüzde 90 azaltmayı öngören bağlayıcı hedefi onayladı. Karar, Brüksel’de gerçekleştirilen AB Konseyi toplantısında kabul edildi ve AB İklim Yasası’nda yapılan bir değişiklik olarak yürürlüğe girecek.
Yeni hedef, AB’nin uzun vadeli stratejisinin bir parçası olarak 2050 yılına kadar iklim nötr bir ekonomi oluşturma planını hızlandırmayı amaçlıyor. Avrupa Komisyonu yetkilileri, daha iddialı emisyon kesintilerinin hem enerji dönüşümünü hızlandıracağını hem de Avrupa’nın temiz teknoloji sektörlerinde küresel rekabet gücünü artıracağını savunuyor.
Ancak karar, bazı üye ülkelerin muhalefetiyle karşılaştı. Çekya, Slovakya, Polonya ve Macaristan, hızlı karbonsuzlaşmanın ağır sanayi, çiftçiler ve düşük gelirli haneler üzerinde ciddi ekonomik baskı oluşturabileceğini belirterek hedefe itiraz etti. Eleştiriler, özellikle yüksek enerji maliyetleri ve karbon yoğun sektörlerde olası iş kayıplarına odaklandı.
AB kurumları ise bu endişeleri azaltmak amacıyla bazı esneklik mekanizmaları ekledi. Buna göre ülkeler, hedefin yüzde 5’ine kadarını Paris Anlaşması’nın 6. maddesi kapsamında uluslararası karbon kredileri kullanarak karşılayabilecek. Ayrıca yeni ETS2 karbon ticaret sisteminin uygulanması ertelenecek ve Avrupa Komisyonu her iki yılda bir ilerleme değerlendirmesi yapacak.
Çevre örgütleri kararı büyük ölçüde memnuniyetle karşıladı. Dünya Kaynakları Enstitüsü (WRI) Avrupa Başkan Yardımcısı Stientje van Veldhoven, kararın “iklim kriziyle mücadelede gerekli iddia seviyesini yansıttığını” ve Avrupa’nın küresel iklim liderliği iddiasını güçlendirdiğini söyledi.
Plan kapsamında AB’nin net sera gazı emisyonlarının 2035 yılına kadar 1990 seviyelerine göre yüzde 66,25 ile yüzde 72,5 arasında azaltılması öngörülüyor.
Artan gaz fiyatları Avrupa’da enerji güvenliği tartışmasını yeniden gündeme taşıdı
Avrupa’da doğal gaz fiyatlarında son günlerde görülen yükseliş, enerji güvenliği ve arz kırılganlığı tartışmalarını yeniden gündeme getirdi. Analistler, Orta Doğu’daki jeopolitik gerilimlerin küresel LNG arzı ve enerji nakliye rotaları üzerindeki riskleri artırmasının Avrupa gaz piyasasında fiyat oynaklığı yarattığını belirtiyor.
Avrupa Birliği, 2022’deki enerji krizinin ardından Rusya’dan boru hattı gazı ithalatını büyük ölçüde azaltarak LNG ithalatını artırdı. Avrupa Komisyonu verilerine göre Rus gazının AB ithalatındaki payı kriz öncesinde yaklaşık yüzde 40 seviyesindeyken son yıllarda önemli ölçüde geriledi. Bu süreçte ABD ve Katar başta olmak üzere LNG tedariki Avrupa’nın enerji arzında daha büyük rol oynamaya başladı.
Ancak piyasa uzmanları, Avrupa’nın LNG’ye yönelmesiyle birlikte küresel gaz piyasasındaki arz ve talep şoklarına daha açık hale geldiğini belirtiyor. LNG kargoları küresel piyasada en yüksek fiyatı veren bölgelere yönlendirilebildiği için Avrupa gaz fiyatları küresel gelişmelere hızlı tepki verebiliyor.
Yüksek enerji maliyetleri özellikle çelik, kimya ve gübre gibi enerji yoğun sektörlerde rekabet gücü tartışmasını yeniden gündeme getirdi. Sanayi temsilcileri Avrupa’daki gaz ve elektrik fiyatlarının ABD’ye kıyasla daha yüksek olduğunu ve bunun üretim maliyetlerini artırdığını belirtiyor.
Slovakya’dan Rus petrolü için AB’ye baskı
Orta Avrupa’da enerji arzı üzerinden yaşanan gerilim diplomatik krize dönüşürken, Slovakya Başbakanı Robert Fico Rus petrolünün Ukrayna üzerinden yeniden akması için Avrupa Birliği’ne baskıyı artırdı.
Fico, Paris’te AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile görüşerek Druzhba boru hattı üzerinden petrol akışının yeniden başlatılmasını gündeme getireceğini açıkladı. Slovakya ve Macaristan, Ukrayna’nın Ocak sonunda durdurduğu petrol sevkiyatının teknik nedenlerden çok siyasi gerekçelerle engellendiğini savunuyor.
Fico, sosyal medya üzerinden yayımladığı mesajda Ukrayna’ya verilmesi planlanan yaklaşık 90 milyar euroluk AB kredisini bloke etmenin petrol akışını yeniden sağlamak için kullanılabilecek bir araç olduğunu söyledi. Slovak lider, gerekirse bu konuda Macaristan’ın daha önce kullandığı veto politikasını devralabileceklerini ifade etti.
Ukrayna yönetimi ise Druzhba boru hattının Rus saldırıları sonucu hasar gördüğünü ve kısa sürede onarılmasının teknik olarak mümkün olmadığını belirtiyor. Buna karşın Slovakya ve Macaristan, Kiev’in enerji akışını AB içindeki siyasi baskı aracı olarak kullandığını öne sürüyor.
Gerilimin tırmanmasıyla birlikte Slovakya’nın Ukrayna’ya sağladığı acil durum elektrik tedarikini durdurduğu belirtiliyor. Avrupa Komisyonu ise hattaki petrol akışının yeniden başlatılması için finansal destek de dahil çeşitli çözüm seçeneklerini değerlendirdiğini açıkladı.
AB “Avrupa’dan satın al” planını tartışıyor
Avrupa Birliği, kamu harcamalarını Avrupa merkezli üretimi desteklemek için kullanmayı hedefleyen “Avrupa’dan Satın Al” (Buy European) yaklaşımını içeren yeni bir sanayi politikası üzerinde çalışıyor. Avrupa Komisyonu’nun Mart 2026’daki AB zirvesinde sunması beklenen “One Europe, One Market” eylem planı, savunma, temiz teknoloji, yarı iletkenler, kimya ve otomotiv gibi stratejik sektörlerde AB içi üretime öncelik verilmesini öngörüyor.
Plan, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in rekabet gücü yol haritasının bir parçası olarak hazırlanıyor ve Mario Draghi ile Enrico Letta’nın raporlarına dayanıyor. Amaç, 2027’ye kadar AB tek pazarının tamamlanması ve kamu alımları ile sanayi desteklerinin Avrupa merkezli üretime yönlendirilmesi.
Ancak öneri AB içinde görüş ayrılıklarına yol açtı. Daha önce Noel öncesinde açıklanması planlanan teklif, üye ülkeler arasında uzlaşma sağlanamadığı için geri çekildi. Son AB liderler zirvesinde konu siyasi düzeyde ele alınsa da henüz yeni bir yasa teklifine dönüşmedi.
Uzmanlar özellikle savunma alanında Avrupa üretiminin artırılmasına destek veriyor. Brüksel Özgür Üniversitesi profesörü ve Bruegel kıdemli araştırmacısı Guntram Wolff, Avrupa’nın ABD silahlarına bağımlılığının jeopolitik baskı yaratabileceğini belirterek “güvenlik alanında daha fazla Avrupa üretimi için güçlü bir gerekçe olduğunu” söyledi.
Buna karşılık bazı ekonomistler, geniş kapsamlı bir “Avrupa önceliği” politikasının korumacılığa yol açabileceği ve inovasyonu zayıflatabileceği uyarısında bulunuyor. HEC Paris Üniversitesi’nden hukuk profesörü Alberto Alemanno, Avrupa’nın birçok sektörde kendi başına yeterli sanayi kapasitesine ve tedarik zincirine sahip olmadığını belirterek kapsamlı bir yerli üretim tercihinin maliyetleri artırabileceğini söyledi.
AB içinde görüş ayrılıkları da dikkat çekiyor. Fransa daha katı yerli içerik kurallarını desteklerken, Almanya Kanada, İngiltere ve Norveç gibi ortakları da kapsayabilecek daha esnek bir yaklaşımı savunuyor. İsveç, Finlandiya, İrlanda ve Estonya’nın da aralarında bulunduğu dokuz ülke ise herhangi bir tercih sisteminin sınırlı, geçici ve yalnızca belirli sektörlerle sınırlı olması gerektiğini belirtti.
Komisyonun Mart ortasında açıklaması beklenen taslağın stratejik sektörlerde yüzde 60–80 arasında Avrupa katma değeri şartı ve bazı müttefik ülkeler için istisnalar içermesi bekleniyor.
Sürece dair:
Avrupa Komisyonu 4 Mart 2026’da “Industrial Accelerator Act” (IAA) adı verilen yasa teklifini sundu. Bu teklif, “Buy European / Made in Europe” yaklaşımını içeren ve stratejik sektörlerde Avrupa üretimine öncelik verilmesini hedefleyen bir düzenleme.
Ancak teklif henüz yasa değil. AB’de bir düzenlemenin yürürlüğe girmesi için üç aşamadan geçmesi gerekiyor:
- Avrupa Komisyonu yasa teklifini sunar
- Avrupa Parlamentosu ve AB Konseyi (üye ülkeler) üzerinde müzakere eder
- Her iki kurum da kabul ederse yasa yürürlüğe girer
Uzmanlara göre bu sürecin tamamlanması en erken 2027 ortası veya sonu gibi mümkün olabilir.
