15 Temmuz: Finansal şoktan yapısal dönüşüme

15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi, yalnızca demokratik düzeni değil, Türkiye ekonomisi ve finansal sistemi açısından da önemli bir stres testi olarak kayıtlara geçti. İlk günlerde piyasalarda sert dalgalanmalar yaşanırken, bankacılık sisteminin güçlü yapısı, kamu otoritelerinin aldığı likidite tedbirleri ve mali disiplin sayesinde finansal istikrar kısa sürede yeniden sağlandı.

Takip eden dönemde ise ekonomi yönetimi, üretim, ihracat, enerji ve teknoloji odaklı yapısal dönüşüm adımlarını hızlandırdı.

İlk şok piyasalara yansıdı

Darbe girişiminin ardından finansal piyasalarda sert hareketler yaşandı. Döviz kuru, borsa ve finansal varlıklarda oynaklık artarken, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) başta olmak üzere ekonomi yönetimi, piyasalara likidite sağlayan ve finansal sistemin kesintisiz işlemesini amaçlayan tedbirleri devreye aldı.

Atılan adımlar sayesinde bankacılık sistemi faaliyetlerini sürdürürken, finansal piyasalarda oluşan ilk şokun etkisi kısa sürede sınırlandı.
2001 krizinin mirası sistemi güçlendirdi

Ekonominin bu süreci görece sınırlı hasarla atlatmasında, 2001 krizinin ardından gerçekleştirilen bankacılık reformları önemli rol oynadı.

Kriz sonrasında sermaye yapısı güçlendirilen bankacılık sektöründe sermaye yeterlilik oranları uluslararası standartların üzerinde seyretti. Güçlü özkaynak yapısı sayesinde sektör, 15 Temmuz sonrasında da faaliyetlerini kesintisiz sürdürdü. Türkiye ekonomisi de 2016 yılını yüzde 3,3 büyümeyle tamamladı.

Rezerv yönetiminde yeni dönem

Takip eden dönemde rezerv yönetimi ve finansal bağımsızlığı artırmaya yönelik adımlar hız kazandı.

Berat Albayrak’ın Hazine ve Maliye Bakanlığı döneminde, 2017 ve 2018 yıllarında Türkiye’nin yurt dışında bulunan altın rezervlerinin önemli bölümü kademeli olarak Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası kasalarına taşındı. ABD Merkez Bankası’nda (Fed) tutulan 28,7 ton, İsviçre’de bulunan 18,7 ton altın Türkiye’ye getirildi. Yaklaşık 350 ton altının yurda taşınmasıyla rezerv yönetiminde yeni bir yaklaşım benimsenirken, finansal güvenliğin güçlendirilmesi hedeflendi.

İhracat kısa sürede toparlandı

Darbe girişiminin ardından ihracatta kısa süreli bir yavaşlama görüldü. Temmuz 2016’da ihracat 8,77 milyar dolara gerilerken, ağustosta 11,4 milyar dolar, eylülde 11,7 milyar dolar ve ekimde 13,9 milyar dolar seviyesine yükseldi. Kasım ve aralık aylarında 12,8 milyar dolar seviyesinde gerçekleşen ihracatla Türkiye, 2016 yılını 142 milyar 606 milyon dolarlık ihracatla tamamladı.

İzleyen yıllarda ihracat performansı kademeli olarak güçlenirken, 2026 yılının ilk altı ayında ihracat 136,1 milyar dolara ulaştı. Böylece Türkiye, yalnızca altı ayda 2016’nın yıllık ihracatına yaklaşan bir performans sergilerken, 282 milyar dolarlık yıl sonu hedefinin yüzde 48,2’si ilk yarıda gerçekleştirildi.

Yeni dönemin odağı yüksek teknoloji ve enerji

Son yıllarda ekonomi politikalarında yüksek katma değerli üretim, teknoloji yatırımları ve enerji alanındaki projeler öne çıktı.
Savunma sanayisinde elde edilen yerlilik tecrübesinin farklı sektörlere yayılması, yapay zekâ yatırımlarının desteklenmesi, serbest bölgelerde yeni teşvik mekanizmalarının oluşturulması ve yüksek teknolojili üretimin artırılması ekonomi politikalarının temel başlıkları arasında yer aldı.
Enerji alanında ise Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin devreye alınmasına yönelik çalışmalar, enerji arz güvenliğini güçlendirmeyi ve dışa bağımlılığı azaltmayı hedefleyen stratejik projelerden biri olarak öne çıktı.

Yapısal dönüşüm sürüyor

Aradan geçen on yıllık süreçte Türkiye ekonomisi; pandemi, küresel tedarik zinciri sorunları, jeopolitik gerilimler ve yüksek enflasyon gibi küresel şoklarla da karşı karşıya kaldı.

Ekonomi yönetimi, makroekonomik dengelenme süreci kapsamında finansal istikrarın güçlendirilmesi, yapısal reformların sürdürülmesi, yatırım ortamının iyileştirilmesi ve üretim kapasitesinin artırılmasına yönelik politikalarını sürdürürken; ihracat odaklı büyüme, teknolojik dönüşüm ve enerji yatırımları önümüzdeki dönemin temel öncelikleri arasında yer alıyor.

15 Temmuz sonrasında atılan finansal istikrar adımları ve devamında hayata geçirilen yapısal dönüşüm politikaları, Türkiye ekonomisinin krizlere karşı dayanıklılığını artıran sürecin önemli kilometre taşları arasında değerlendiriliyor.

Haber: Ekonomi Editörü Sinem Eryılmaz