Avrupa’nın gündeminde neler var? 08 Ocak 2026

EKOTÜRK Avrupa Temsilcisi Gökhan Kurtaran Avrupa gündemini sizler için derledi.

İNGİLTERE

Ticaret Bakanı Bolat Brüksel’in ardından Londra’da Temaslarını Sürdürüyor

Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Türkiye’nin Avrupa Birliği ve İngiltere ile ekonomik ve ticari ilişkilerini geliştirmeye yönelik temasları kapsamında Brüksel ziyaretini tamamladı, bugün ise Londra’da görüşmelerine devam ediyor. Ziyaretler, küresel ticaretin kritik bir dönemden geçtiği ve Türkiye–AB Gümrük Birliği’nin 30. yılının geride bırakıldığı bir süreçte gerçekleştiriliyor.

Bakan Bolat, Brüksel temasları çerçevesinde Türkiye–AB ticari ve ekonomik ilişkilerini ele aldı. Bu kapsamda Bolat, Maros Sefcovic ve Valdis Dombrovskis ile bir araya geldi. Görüşmelerde, Türkiye’nin Avrupa Birliği’nin yeni ekonomik güvenlik ve rekabetçilik politikalarındaki konumu ile yeşil ve dijital dönüşüm süreçlerine uyumu değerlendirildi. Ayrıca, Türkiye’nin AB tedarik zincirlerine entegrasyonunun taşıdığı önem de ele alındı.

Türkiye–İngiltere STA Müzakereleri Öncesinde Londra Temasları

Bakan Bolat, Brüksel programının ardından bu sabah Londra’da temaslarına başladı. Bolat’ın, İngiltere İş ve Ticaret Bakanı Peter Kyle ile bir araya gelmesi bekleniyor. İki bakanın eş başkanlığında, Türkiye ve İngiltere Ekonomik ve Ticaret Ortak Komitesi (JETCO) 8. Dönem Toplantısı gerçekleştirilecek.

Toplantıda, iki ülke arasında belirlenen 40 milyar dolarlık ticaret hacmi hedefi doğrultusunda izlenecek yol haritasının ele alınması öngörülüyor. Ayrıca, Türkiye ile İngiltere arasındaki mevcut Serbest Ticaret Anlaşması’nın (STA) güncellenmesine yönelik müzakerelerin dördüncü turu öncesinde kapsamlı görüş alışverişi yapılması planlanıyor.

Yetkililer, toplantı sonrasında “JETCO Protokolü”, “Eylem Planı” ve Yetkilendirilmiş Yükümlü Statüsüne İlişkin Karşılıklı Tanıma Anlaşmasının imzalanmasının beklendiğini belirtiyor.

Türk İş Dünyasıyla Londra’da Buluşma

Bakan Bolat’ın Londra programı kapsamında, İngiltere’de faaliyet gösteren Türk iş insanlarıyla da bir araya gelmesi planlanıyor. **“İş Dünyasındaki Başarılar ve Fırsatlar Hakkında Değerlendirme Toplantısı”**nda, Türkiye ile İngiltere arasındaki ekonomik ve ticari ilişkilerin geliştirilmesine yönelik iş birliği imkânlarının ele alınması bekleniyor.

Türkiye ile İngiltere arasındaki mal ve hizmet ticareti, son dört çeyrek verilere göre toplam 27,9 milyar sterlin seviyesinde gerçekleşti. Bu dönemde İngiltere’den Türkiye’ye toplam ihracat 9,9 milyar sterlin olarak kaydedilirken, İngiltere’nin Türkiye’den ithalatı 18,0 milyar sterlin oldu. Bu rakamlar, iki ülke arasındaki ticaret hacminin hem mal hem hizmetleri kapsadığını gösteriyor ve Türkiye-Birleşik Krallık arasındaki ekonomik ilişkilerin geniş bir ticaret tabanına sahip olduğunu ortaya koyuyor.

İngiltere’de Borçlanma Maliyetleri Geriliyor: Tahvillere Talep Artıyor

İngiltere’de devletin borçlanma maliyetleri bugün gerilerken, yatırımcıların devlet tahvillerine yönelmesi fiyatları yukarı, getirileri (faizleri) aşağı çekti. Uzun vadeli tahvillere artan talep, piyasalarda daha temkinli bir duruşa işaret ediyor.
30 yıl vadeli İngiliz devlet tahvillerinin (gilt) getirisi 8 baz puan düşerek yüzde 5,145 seviyesine geriledi. Bu seviye, geçen yılın nisan ayından bu yana görülen en düşük oran olarak kaydedildi. Benzer bir eğilim kısa vadeli tahvillerde de gözlendi; 10 yıllık gilt faizi yaklaşık yüzde 4,4 seviyesine indi.
Sadece İngiltere’de değil, Avrupa genelinde de devlet tahvillerine talep arttı. Almanya’nın 10 ve 30 yıllık tahvillerinde (bund) getiriler düşerken, yatırımcıların güvenli varlıklara yöneldiği dikkat çekti.

Nedenler: Jeopolitik Risk, Enflasyon Beklentileri ve “Risk-Off” Eğilimi

Piyasalardaki bu hareketin arkasında birden fazla faktör bulunuyor. Analistler, son günlerde artan jeopolitik belirsizliklerin (özellikle Ukrayna savaşı, Orta Doğu’daki riskler ve enerji güvenliği) yatırımcıları daha temkinli pozisyonlara ittiğine dikkat çekiyor. Bu durum, hisse senetleri ve riskli varlıklardan çıkışa, tahvillere yönelişe yol açıyor.

Diğer bir önemli etken ise enflasyon beklentilerindeki yumuşama. Yatırımcılar, önümüzdeki dönemde enflasyonun daha hızlı düşebileceği ve buna paralel olarak merkez bankalarının faizleri daha erken ve daha güçlü indirebileceği beklentisiyle tahvillere alım yapıyor. Bu beklenti, uzun vadeli borçlanma maliyetlerini aşağı çekiyor.

BNY bünyesinde piyasa makro stratejisi başkanı Bob Savage’a göre, yaşananlar köklü bir büyüme karşıtı dönüşten ziyade geçici bir riskten kaçış (risk-off) sürecini yansıtıyor. Savage, yatırımcıların pozisyonlarını yeniden dengelediğini, politika belirsizliğinin ve makro verilerin kısa vadeli fiyatlamalarda belirleyici olduğunu vurguluyor. Özellikle enerji piyasalarındaki gelişmeler ve ABD doları kaynaklı döviz hareketleri, piyasa momentumunda kritik rol oynuyor.

İngiltere’de Konut İnşaatı 2020’den Bu Yana En Derin Daralmada

İngiltere’de inşaat sektörü, Aralık ayında da küçülmesini sürdürürken özellikle konut ve ticari inşaat faaliyetlerinde pandemi döneminden bu yana en sert düşüş kaydedildi. Veri sağlayıcısı S&P Global tarafından yayımlanan Satın Alma Yöneticileri Endeksi’ne (PMI) göre, sektörde hem faaliyetler hem de yeni siparişler üst üste bir ay daha geriledi.

Ankete göre konut inşaatı ve ticari inşaat faaliyetleri, Mayıs 2020’den — Covid-19 karantinaları nedeniyle şantiyelerin kapandığı dönemden — bu yana en hızlı daralmayı yaşadı. Bu tablo, hükümetin iddialı konut üretim hedeflerine ulaşmakta zorlandığını bir kez daha ortaya koydu.
Altyapı ve büyük ölçekli kamu projelerini kapsayan sivil mühendislik faaliyetleri de Aralık ayında daraldı. Ancak bu alandaki küçülme, Kasım ayına kıyasla daha sınırlı kaldı. Tüm bu gelişmeler sonucunda İngiltere inşaat PMI endeksi 40,1’e yükselerek Kasım’daki 39,4 seviyesinin biraz üzerine çıktı. Buna rağmen endeks, 50 eşik değerinin oldukça altında kalarak sektörde daralmanın sürdüğüne işaret etti.
Reuters’ın aktardığına göre bu düşüş, inşaat sektöründe üst üste 12’nci ay daralma anlamına geliyor. Bu da 2007-2009 küresel finans krizinden bu yana görülen en uzun kesintisiz daralma dönemi olarak kayıtlara geçti.

Nedenler: Güven Kaybı, Ertelenen Yatırımlar ve Bütçe Belirsizliği

S&P Global, anket katılımcılarından gelen geri bildirimlerde, müşteri güvenindeki kırılganlığın iş hacimlerini olumsuz etkilediğine dikkat çekiyor. Özellikle Kasım ayında açıklanan bütçe öncesinde yatırım kararlarının ertelenmesi, yıl sonuna girilirken satış ve proje akışını zayıflattı.
S&P Global Market Intelligence Ekonomi Direktörü Tim Moore, Aralık verilerinin zorlu koşullara işaret etmeye devam ettiğini ancak daralmanın hızının yavaşladığını vurguluyor. Moore’a göre firmalar hâlâ zayıf talep ve temkinli müşteri davranışlarıyla karşı karşıya; bütçe belirsizliği büyük ölçüde ortadan kalkmış olsa da, geciken harcama kararları yıl sonunda iş akışlarını baskılamayı sürdürdü.

Buna karşın ankette daha olumlu bir sinyal de öne çıktı: Önümüzdeki 12 aya ilişkin iş beklentileri beş ayın en yüksek seviyesine yükseldi. Bu durum, bütçe belirsizliğinin azalmasıyla birlikte sektörün 2026’ya daha iyimser bir ruh haliyle girebileceğine işaret ediyor.

AVRUPA BİRLİĞİ

Euro Bölgesi Enflasyonu ECB’nin %2 Hedefine Geriledi

Euro Bölgesi’nde enflasyon Aralık ayında Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) yüzde 2’lik hedef seviyesine gerileyerek son yıllarda yaşanan güçlü fiyat artışlarının zayıflamaya devam ettiğine işaret etti.

Eurostat tarafından Çarşamba günü yayımlanan öncü verilere göre, yıllık tüketici fiyat enflasyonu Kasım ayında yüzde 2,1 seviyesindeyken Aralık’ta yüzde 2,0’ye düştü. Veri, piyasa beklentileriyle uyumlu gerçekleşti.

Gıda ve enerji gibi oynak kalemleri dışarıda bırakan ve ECB tarafından yakından izlenen çekirdek enflasyon da gerileyerek Kasım’daki yüzde 2,4 seviyesinden yüzde 2,3’e indi. Bu oran, Ağustos ayından bu yana kaydedilen en düşük seviye oldu.

Aylık bazda tüketici fiyatları Aralık ayında yüzde 0,2 arttı. Kasım ayında fiyatlar aylık bazda yüzde 0,3 düşüş göstermişti.

Enerji Fiyatları Düşüşte, Hizmet Enflasyonu Yüksek Seyrini Koruyor

Enflasyonun alt kalemlerine bakıldığında, hizmetler sektörü yıllık bazda yüzde 3,4 ile en güçlü artışı kaydetmeye devam etti. Ancak bu oran Kasım ayına kıyasla sınırlı bir gerilemeye işaret etti.

Gıda, alkol ve tütün fiyatlarındaki yıllık artış yüzde 2,6 seviyesine yükselirken, enerji dışı sanayi ürünlerinde fiyat artışı yüzde 0,4 ile sınırlı kaldı. Enerji fiyatları ise yıllık bazda yüzde 1,9 düşerek, manşet enflasyondaki gerilemenin ana nedenlerinden biri oldu.

ECB Politikası: Faizlerde Değişiklik Beklenmiyor

Manşet ve çekirdek enflasyonun hedefe yakın seviyelerde dengelenmesi, piyasalarda ECB’nin kısa vadede faiz politikasında değişikliğe gitmeyeceği beklentisini güçlendirdi.

Bahis platformu Polymarket verilerine göre, ECB’nin Şubat ayındaki Yönetim Konseyi toplantısında faizleri sabit tutma olasılığı yüzde 97 olarak fiyatlanıyor. 2026 yılı içinde faiz indirimi ihtimali yüzde 45, faiz artışı ihtimali ise yüzde 11 olarak görülüyor.

Hanehalkı ve Şirketler İçin Anlamı

Enflasyondaki yavaşlama, son yıllarda satın alma gücü zayıflayan hanehalkları için kısmi bir rahatlama anlamına geliyor. Daha istikrarlı fiyatlar, şirketlerin yatırım ve istihdam planlarını daha öngörülebilir bir ortamda yapmasına da imkân tanıyor.

Brüksel’den Mercosur Hamlesi: AB’li Çiftçilere 45 Milyar Avroluk Destek Paketi

Brüksel, Avrupa Birliği (AB) ile Güney Amerika ülkeleri arasında yıllardır müzakere edilen Mercosur Serbest Ticaret Anlaşmasının önünü açmak için AB’li çiftçilere yönelik 45 milyar avroluk ek destek paketi hazırladı. Avrupa Komisyonu’nun sunduğu öneri, özellikle tarım sektöründen gelen itirazların yoğunlaştığı Fransa ve İtalya gibi ülkelerin direncini kırmayı amaçlıyor.

AB kaynaklarına göre teklif, 2028’den itibaren başlayacak yeni yedi yıllık AB bütçesi kapsamında, üye ülkelerin çiftçilere ilave kaynak aktarmasına imkân tanıyacak. Söz konusu fonların, normalde 2030 sonrası için ayrılmış bütçe rezervlerinden çekilmesi planlanıyor. Bu adım, Komisyon’un daha esnek bir bütçe yapısı hedefiyle çelişebileceği yönünde eleştirilere de yol açtı.

Avrupa Komisyonu, daha önce yeni bütçe döneminde tarım desteklerinde yaklaşık yüzde 20’lik bir kesinti önermişti. Sunulan 45 milyar avroluk ek kaynak, bu kaybın yaklaşık yarısını telafi etmeyi hedefliyor. Komisyon yetkilileri, bu hamlenin Mercosur anlaşmasına yönelik siyasi direnci azaltacağını ve sürecin nihai onayına zemin hazırlayacağını değerlendiriyor.

İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, Brüksel’in önerisini memnuniyetle karşıladıklarını belirterek, “Avrupa tarımını desteklemeye yönelik sağduyulu yaklaşımın artık Brüksel’de daha fazla karşılık bulduğunu” söyledi. Roma’nın desteğinin, anlaşmanın nitelikli çoğunlukla onaylanmasının önünü açabileceği ifade ediliyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da ek fonları olumlu karşılarken, Paris yönetiminin bazı ek şartlar talep etmeye devam ettiği belirtiliyor. Fransa, Mercosur ülkelerinden yapılacak ithalatın iç piyasada fiyatları belirli bir oranın üzerinde düşürmesi halinde gümrük vergilerinin daha hızlı geri getirilebilmesini, ayrıca AB’de yasaklı pestisitlerle üretilen tarım ürünlerinin ithalatının engellenmesini istiyor. Paris ayrıca, gübreler için uygulanması planlanan karbon sınır vergisinin bir yıl ertelenmesini talep ediyor.

Avrupa Komisyonu ise üye ülkelerle temasların sürdüğünü ve Mercosur anlaşmasının en kısa sürede imzalanmasını hedeflediklerini vurguluyor. Anlaşma hayata geçerse, AB ile Brezilya, Arjantin, Uruguay ve Paraguay arasında dünyanın en büyük ticaret bloklarından biri kurulmuş olacak.

Çekya’dan Ukrayna Cephesi İçin Geri Adım

Öte yandan Orta Avrupa’dan gelen bir diğer dikkat çekici gelişmede, Çekya Başbakanı Andrej Babiš, Ukrayna’ya mühimmat tedariki için başlatılan Prag merkezli girişimi sonlandırma tehdidinden geri adım attı. Babiš, girişimin Çek bütçesinden finanse edilmemesi şartıyla sürecin devamına engel olmayacağını açıkladı.

Bu karar, Paris’te Ukrayna’ya destek veren ülkelerin katıldığı toplantı sonrasında geldi. Analistler, Prag’ın bir yandan Ukrayna’yı destekleyen ülkeler arasında yer almak isterken, diğer yandan iç politikada Ukrayna karşıtı söylemleri tamamen terk etmek istemediğine dikkat çekiyor.

ALMANYA

Almanya Borsası Rekor Kırdı: DAX 25.000 Puanı Aştı

Almanya’da hisse senedi piyasaları yeni bir zirveye ulaştı. DAX endeksi, bugün yüzde 0,8 yükselerek 25.106 puana çıktı ve tüm zamanların en yüksek seviyesini gördü. Böylece Alman borsası, yılın ilk günlerinde 10.000 puan eşiğini aşan İngiltere FTSE 100 ve Fransa CAC 40’a kıyasla daha güçlü bir performans sergilemiş oldu.

Uzmanlara göre DAX’ın uzun vadeli üstünlüğü tesadüf değil. IG’nin baş piyasa analisti Chris Beauchamp, Almanya’nın önde gelen şirketlerini barındıran endeksin, 2009 küresel finans krizinden bu yana yapısal olarak rakiplerini geride bıraktığını vurguluyor. Beauchamp’a göre DAX, kriz sonrası küresel imalat ve ticaret toparlanmasından faydalanan sanayi, otomotiv, kimya ve sermaye malları şirketleriyle dolu. Buna karşılık FTSE 100’ün bankalar, petrol şirketleri ve madencilik hisselerine daha bağımlı olması, uzun yıllar zayıf getirilere yol açtı.

Verilere göre DAX, 2009’dan bu yana toplamda yüzde 583 getiri sağladı. Aynı dönemde CAC 40’ın getirisi yüzde 475’te, FTSE 100’ün getirisi ise yüzde 435’te kaldı. Analistler, bu farkın özellikle son yıllarda daha da açıldığına dikkat çekiyor.

Ekonomik büyümenin Almanya’da uzun süredir “durgunluk” ve “yavaşlama” kavramlarıyla anılmasına rağmen, borsadaki tablo bunun tam tersine işaret ediyor. Beauchamp, Fransa borsasının lüks tüketim markalarına daha fazla ağırlık verdiğini, bu şirketlerin 2010’lu yıllarda güçlü performans gösterdiğini ancak son dönemde Çin talebindeki zayıflama nedeniyle baskı altında kaldığını belirtiyor. Frankfurt’ta ise sanayi tabanına yapılan büyük yatırımlar, Alman hisselerinin değerini desteklemeye devam ediyor.

Öte yandan XTB araştırma direktörü Kathleen Brooks, İngiltere borsasının son bir yılda dikkat çekici bir toparlanma gösterdiğini vurguluyor. Brooks’a göre daha kısa zaman diliminde bakıldığında FTSE 100, 2020’den itibaren CAC 40’ı yakaladı ve 2025’te DAX ile paralel bir performans sergiledi. Bu durumun, önümüzdeki dönemde FTSE 100’ün Avrupa borsaları içinde yeniden daha baskın bir konuma gelebileceğine işaret edebileceği değerlendiriliyor.

Her iki analist de, FTSE 100’ün geçmişteki zayıf performansında Brexit sürecinin önemli rol oynadığı görüşünde. Beauchamp, 2015’ten itibaren DAX’ın FTSE 100’den hızla ayrıştığını, Brexit referandumu sonrası İngiltere varlıklarının yatırımcılar nezdinde gözden düştüğünü ifade ediyor. Brooks ise bu dönemde sermaye akımlarının büyük ölçüde ABD’ye, kısmen de Almanya’ya yönelmiş olabileceğini belirtiyor.

Analistlere göre hem DAX hem de FTSE 100, gelirlerinin yüzde 70–80’ini yurt dışından elde eden, uluslararası nitelikte endeksler. Bu nedenle borsalardaki performans, ülkelerin iç ekonomik görünümünden ziyade küresel sektör dağılımı ve sermaye akımlarını yansıtıyor.

Fransa ve Müttefikleri, ABD’nin Grönland’ı İşgal Etmesi İhtimalini Görüşüyor

Fransa, ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland’a yönelik sertleşen söylemleri ve olası askerî müdahale ihtimali karşısında, Avrupa’daki müttefikleriyle birlikte atılabilecek adımları değerlendirmeye başladı. Artan gerilim, transatlantik ilişkilerde ve NATO içinde ciddi bir kırılma riski doğurmuş durumda.

Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, Çarşamba günü Almanya ve Polonya dışişleri bakanlarıyla yapılacak toplantıda, ABD’nin Grönland’a yönelik olası bir askerî hamlesine verilecek ortak tepkinin ele alınacağını söyledi. France Inter radyosuna konuşan Barrot, “Harekete geçmek istiyoruz ama bunu Avrupalı ortaklarımızla birlikte yapmak istiyoruz,” dedi.

Danimarka ise, ABD’nin — NATO müttefiki olmasına rağmen — Grönland’ı işgal etmesi ya da fiilen ele geçirmesinin, yalnızca Danimarka Krallığı’nın egemenliğini değil, aynı zamanda İkinci Dünya Savaşı sonrası Batı güvenlik düzenini ve NATO’nun varlığını sona erdirecek bir adım olacağını savunuyor.

Trump ise Çarşamba günü Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda, ABD’nin NATO’dan çekilmeyeceğini öne sürerken, ittifakı dolaylı biçimde eleştirdi. Trump, ABD olmadan Rusya ve Çin’in NATO’dan “hiç korkmayacağını” iddia ederek, Avrupalı müttefiklerin savunma harcamalarını yeterince artırmadığını yineledi.

Gerilimi tırmandıran asıl gelişme, Trump’a yakın üst düzey bir ismin Salı günü yaptığı açıklamada, ABD’nin Grönland’ı gerekirse askerî güç kullanarak ele geçirmeyi değerlendirebileceğini söylemesi oldu. Bunun ardından Avrupa liderleri, nadir görülen bir birliktelikle Danimarka ve Grönland’a destek açıklamaları yaptı ve Grönland’ın “kendi halkına ait olduğu” vurgulandı.

Buna rağmen Beyaz Saray, Salı gecesi yaptığı açıklamada Trump ve ekibinin Grönland’ı elde etmek için “askerî seçeneğin de dâhil olduğu geniş bir seçenek yelpazesini” değerlendirdiğini doğruladı. Ancak Barrot, aynı gün ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile yaptığı telefon görüşmesinde, Rubio’nun kendisine Grönland’a yönelik bir işgal ihtimalini “dışladığını” söylediğini aktardı.

Son gelişmelerin ardından Danimarka Parlamentosu Salı gecesi olağanüstü toplanarak durumu ele aldı. Danimarka Dışişleri Bakanı Lars Løkke Rasmussen ile Grönlandlı mevkidaşı Vivian Motzfeldt, Rubio ile acil bir görüşme talep etti. Rasmussen, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, “Bağırış çağırış daha sağduyulu bir diyalogla değiştirilmeli,” ifadelerini kullandı.

Trump’ın, Grönland’ın “Çin ve Rus gemileriyle dolu olduğu” ve Danimarka’nın adayı savunamayacağı yönündeki iddialarına da Kopenhag’dan sert yanıt geldi. Rasmussen, bu anlatının gerçeği yansıtmadığını belirterek, “Nuuk fiyordunda Rus ve Çin gemileri olduğu ya da büyük çaplı Çin yatırımları yapıldığı iddiası doğru değil,” dedi. Danimarka Savunma Bakanı Troels Lund Poulsen ise ülkesinin Grönland’ın güvenliği için yaklaşık 100 milyar Danimarka kronu (yaklaşık 11,6 milyar sterlin) yatırım yaptığını vurguladı.

Uzmanlar, Ukrayna savaşı sürerken ve ABD’nin Venezuela’daki askerî operasyonu henüz gündemden düşmemişken, Grönland üzerinden yaşanan bu gerilimin NATO’nun geleceği ve Avrupa’nın güvenlik mimarisi açısından tarihi bir stres testi oluşturduğuna dikkat çekiyor.

Altının Uçuşu: Maduro Neden Venezuela Altınlarını İsviçre’ye Taşıdı?

Venezuela, derinleşen borç krizi sırasında nakit ve teminat sağlamak amacıyla, merkez bankasına ait 127 ton altını beş yıl boyunca İsviçre’deki rafinerilere sevk etti. Sevkiyatlar, ülkenin uluslararası finansman kaynaklarına erişiminin giderek daraldığı bir dönemde gerçekleştirildi.
İsviçre gümrük verilerine göre, Venezuela yaklaşık on yıl önce, ülke rezervlerinde bulunan ve değeri yaklaşık 4,7 milyar İsviçre frangı (yaklaşık 5,05 milyar avro) olan altını gizlice İsviçre’ye gönderdi. Söz konusu sevkiyatlar, İsviçre’nin tüm ithalat ve ihracatı kayda alan gümrük sistemi sayesinde sonradan tespit edildi.

İsviçre, küresel ölçekte altın ticaretinin en önemli merkezlerinden biri konumunda bulunuyor. Ülke, değer bazında dünyanın en büyük altın ithalatçısı ve ihracatçısı olurken, aynı zamanda dünyanın en büyük rafinerilerinden bazılarına ev sahipliği yapıyor. Bunlar arasında Valcambi, PAMP ve Argor-Heraeus yer alıyor ve büyük ölçüde Ticino kantonunda yoğunlaşıyor.

Bu rafineriler, altını uluslararası piyasalarda işlem görebilen en yüksek standartlara uygun “Good Delivery” külçelerine dönüştürebiliyor ve küresel ticarette gerekli olan sertifikasyon ve belgeleri sağlıyor. Bu durum, Venezuela gibi merkez bankası rezervlerindeki altını nakde çevirmek isteyen ülkeler için İsviçre’yi kritik bir merkez haline getiriyor.

İsviçre hükümeti, finansal gizlilik geleneği doğrultusunda, Venezuela’ya ait altın transferlerine ilişkin verileri uzun süre yayımlamadı. Bu yaklaşım, İsviçre’yi hem büyük yatırımcılar hem de varlıklarını saklamak veya tasfiye etmek isteyen siyasi liderler açısından cazip kılmaya devam etti.
İsviçre kamu yayıncısı SRF, Nicolás Maduro yönetiminin altın sevkiyatlarını, devletin iflasını önlemeye yönelik bir adım olarak nitelendirdi.

Habere göre, sevk edilen altının bir bölümü satıldı, bir kısmı ise borçların yeniden finansmanı ve krediler için teminat olarak kullanıldı.
Venezuela’nın mali durumu 2017 yılına gelindiğinde daha da kötüleşti. Ülke fiilen uluslararası piyasalardan dışlanırken, kullanılabilir döviz rezervleri hızla tükendi. Uluslararası Yönetişim İnovasyonu Merkezi (CIGI) tarafından yayımlanan 2017 tarihli bir politika notuna göre, Venezuela’nın o yıl için 15 milyar doların üzerinde bir finansman açığı bulunuyordu. Tahvil borç servisinin yaklaşık 12 milyar dolar olduğu, Çin’e bağlı ödemeler dâhil edildiğinde bu tutarın 20 milyar dolara yaklaştığı belirtildi.

CIGI raporlarında, Venezuela’nın “ciddi bir finansman açığına sahip olduğu” ve bu açığı kapatacak yeterli varlık ya da politika aracının bulunmadığı ifade edildi. Petrol ihracat gelirlerinin — ülkenin ana döviz kaynağı — bu dönemde keskin biçimde düştüğü ve borç servisinin karşılanmasında yetersiz kaldığı kaydedildi.

Söz konusu sevkiyatlar gerçekleştirildiği dönemde yaptırımları ihlal etmiyordu. Ancak İsviçre Federal Konseyi, 2018 yılında Venezuela’ya yönelik kapsamlı yaptırımların yürürlüğe girmesinin ardından finansal işlemlere ilişkin düzenlemeleri sıkılaştırarak AB önlemleriyle uyum sağladı. Bu nedenle benzer işlemlerin bugün yapılması büyük ölçüde mümkün görülmüyor.

Altın transferlerine rağmen Venezuela, 2017 yılında borç yükümlülüklerini yerine getiremedi ve temerrüde düştü. Ülkenin mevcut dış borcunun 170 milyar dolara (yaklaşık 145,4 milyar avro) kadar ulaştığı ve bunun yıllık ekonomik üretiminin yaklaşık iki katına denk geldiği tahmin ediliyor.