Köşe Yazısı

“Made in EU”: Türkiye otomotiv sanayisi için yeni rekabet sınavı

Özder Şeyda UyanıkEKOTÜRK Araştırma AnalistiYazarın diğer yazıları
“Made in EU”: Türkiye otomotiv sanayisi için yeni rekabet sınavı

Avrupa Birliği'nin yerli üretimi desteklemeyi hedefleyen “Made in Europe (EU)” yaklaşımı, Türkiye otomotiv sektörü açısından yalnızca ihracatı ilgilendiren bir düzenleme olmanın ötesine geçiyor. Tüm yatırımları, tedarik zincirlerini ve elektrikli araç dönüşümünü etkileyebilecek stratejik bir gelişme olarak öne çıkıyor. Türkiye'nin kapsam dışında kalması, ihracatın doğrudan duracağı anlamına gelmese de Avrupa'daki destekler ve yatırımlar açısından Türk üreticileri rekabette dezavantajlı konuma düşürebilir.

Avrupa kendi sanayisini korumaya hazırlanıyor

Avrupa Birliği, Çin başta olmak üzere küresel rakiplerinin güçlendiği ve üretim maliyetlerinin rekabet baskısını artırdığı bir dönemde stratejik sanayi kapasitesini korumayı ve geliştirmeyi hedefliyor.

Avrupa Komisyonunun 4 Mart 2026'da sunduğu Sanayi Hızlandırma Yasası teklifi, otomotivin yanı sıra çelik, alüminyum, çimento ve yenilenebilir teknoloji gibi alanlarda belirli kamu alımları ve destek mekanizmaları üzerinden Avrupa üretimine öncelik verilmesini öngörüyor.

“Made in EU”, Avrupa dışından gelen tüm ürünlere yönelik genel bir ithalat yasağı anlamına gelmiyor. Düzenlemenin kapsamı, sektörlere ve desteklerin uygulanma koşullarına göre şekillenecek.

AB, Türkiye'nin en büyük pazarı konumunda bulunuyor. Türkiye açısından kritik nokta ise Gümrük Birliği'nin Türk üreticilere AB'nin tüm kamu alımları ve teşviklerinden otomatik yararlanma hakkı tanımaması.

Otomotivde yüzde 70 şartı

Made in EU'da belirli elektrikli araçların Avrupa'da üretilmiş sayılması için üretim yeri ve bileşen menşeine ilişkin koşullar bulunuyor. Bazı araçlarda AB içinde montaj yapılması ve batarya hariç bileşenlerin fabrika çıkış fiyatı üzerinden en az yüzde 70'inin AB menşeli olması öngörülüyor. Bataryalar için de ayrı menşe koşulları bulunuyor.

Türkiye'de üretilen parçalar, ilgili hesaplamada AB menşeli kabul edilmezse bu parçaları kullanan Avrupalı üreticilerin koşulları karşılaması zorlaşabiliyor. Ancak yüzde 70 şartı, bütün otomobiller için geçerli genel bir yerlilik zorunluluğu anlamına gelmiyor.

Teklif henüz kesinleşmedi ve yürürlüğe girmedi. Teklifin 30 Kasım'da komitede, aralık ayının ortalarında ise genel kurulda oylanması öngörülüyor. Nihai metin, Avrupa Parlamentosu ve Konsey arasındaki yasama sürecinde şekillenecek. Düzenlemenin nihai kapsamı ve Türkiye'nin statüsü bu süreçte netleşecek.

41,5 milyar dolarlık ihracatın yüzde 72,5'i AB'ye yapılıyor

Türkiye otomotiv sanayisinin Avrupa'yla güçlü entegrasyonu, düzenlemenin ekonomik önemini daha da artıran bir unsur olarak karşımıza çıkıyor.

GöstergeDeğer
2026'nın ilk dokuz ayında toplam ihracat30,48 milyar dolar
AB'ye otomotiv ihracatı22,95 milyar dolar
İhracatta AB'nin payı%73,7
Eylül 2026 tedarik sanayisi ihracatı12,15 milyar dolar

Veriler, Türkiye'nin rekabet gücünün yalnızca araç üretimine değil, Avrupa pazarına erişime ve geniş tedarikçi ağına da bağlı olduğunu gösteriyor.

Ayrıca düzenlemenin olası etkilerinin metal, plastik, elektronik ve diğer parça üreticilerine de yayılabileceği öngörülüyor.

Asıl risk yatırımların kayması

Türkiye açısından temel risk, Avrupa'ya araç ve parça ihracatının aniden durması değil. Asıl risk, Türk tedarikçilerin bazı destek mekanizmalarında dezavantajlı duruma düşmesi ve siparişlerle yatırımların zamanla başka ülkelere kayması.

Otomotiv üreticileri yatırım kararlarında maliyetlerin yanı sıra teşvikleri, pazara erişimi, tedarikçi ağını ve düzenleyici belirsizlikleri de dikkate alıyor. Türkiye'nin kapsam dışında kalması, bazı elektrikli araç ve batarya yatırımlarının AB ülkelerinde konumlandırılmasını daha cazip hâle getirebilir. Bu durum, mevcut üretimin bir anda kesileceği anlamına gelmese de gelecekteki üretimi ve istihdamı etkileyebilir.

Bir diğer risk de elektrikli araç dönüşümünde teknoloji açığının büyümesi olarak görülüyor. Batarya, elektrikli motor, güç elektroniği, yazılım ve otomotiv elektroniğinde yetkinliğin artırılması gerekliliği öne çıkıyor. Rekabet gücü yalnızca montaj kapasitesine bağlı değil. Araç başına yaratılan katma değer de önem taşıyor.

Türkiye için üç senaryo

  • Türkiye'nin kapsama alınması/eşdeğer statü kazanması: Türkiye'de üretilen parçaların menşe hesaplamalarına dâhil edilmesi kolaylaşabilir. Bu durum yatırım belirsizliğini azaltabilir.

  • Türkiye'nin kapsam dışında kalması: Mevcut ticaret devam etse de Türk üreticiler, düzenleme kapsamındaki araçlar ve destek mekanizmalarında dezavantajlı konuma düşebilir.

  • Menşe koşullarının genişlemesi ve sıkılaşması: Tedarikçiler üzerindeki baskı artabilir ve yeni yatırımların Avrupa'ya kayma riski güçlenebilir.

Türkiye ne yapmalı?

Türkiye'nin önceliği, Avrupa ile sanayi entegrasyonunu korurken yeni kurallara uyum kapasitesini artırmak olmalı. Türkiye'de üretilen parçaların belirli koşullarda Avrupa menşe hesabına dâhil edilmesini sağlayacak açık ve öngörülebilir bir statü için müzakerelerin yürütülmesi gerektiği de öne çıkıyor.

Diğer yandan elektrikli araç ve batarya teknolojilerinde yatırım ve Ar-Ge çalışmaları hızlandırılarak Avrupa'yla güçlü bağların korunması ve ihracat pazarlarının da çeşitlendirilmesi gerekiyor. Teklifin nihai metni, menşe kriterleri, Türkiye'nin statüsü ve uygulama takvimi yakından izlenecek unsurlar olarak öne çıkıyor.

Sonuç olarak “Made in EU”, Türkiye için henüz kesinleşmiş bir ihracat engeli konumunda bulunmuyor. Gelecekteki rekabet koşullarını değiştirebilecek bir sanayi politikası sınavı olarak öne çıkıyor.

Türkiye'nin yalnızca Avrupa'ya araç satmaya devam etmesi yeterli değil. Teknoloji geliştiren ve katma değer üreten stratejik ortak konumunu da koruması gerekiyor. Bu süreçte düzenlemenin nihai biçimi kadar Türkiye'nin müzakere gücü ve dönüşüm kapasitesi de belirleyici olacak.

Yazarın Diğer Yazıları

Diğer Köşe Yazıları