ABD’de yüksek enflasyon yatırım dengelerini değiştirdi: Borsa ve tahviller birlikte düşebilir
ABD’de yüksek enflasyon, yüzde 60 hisse senedi ve yüzde 40 tahvilden oluşan geleneksel yatırım portföyünün riskleri dengeleme gücünü zayıflatıyor. Tahvil faizlerinde yüzde 5,25 seviyesi öne çıkıyor.
Küresel finans piyasalarında kalıcı fiyat artışlarının yatırım stratejileri üzerindeki etkisi tartışılıyor. Makro stratejist Simon White’ın analizine göre ABD Hazine tahvilleri, geçmişte hisse senetlerindeki kayıpları sınırlayan önemli bir yatırım aracıydı. Ancak enflasyonun yüksek seyrettiği dönemlerde iki varlık grubunun aynı yönde hareket etme eğilimi artıyor.
Yüzde 60 hisse ve yüzde 40 tahvil stratejisinde risk artıyor
Geleneksel 60/40 portföy modeli, yatırımların yüzde 60’ının hisse senetlerine, yüzde 40’ının ise tahvillere ayrılmasına dayanıyor.
Bu modelde tahvillerin, hisse piyasasındaki düşüşlere karşı denge oluşturması amaçlanıyor.
2000-2020 döneminin önemli bölümünde ABD devlet tahvilleri ile hisse senetleri arasında ters yönlü hareket görüldü. Hisseler değer kaybettiğinde tahvillerin yükselmesi, portföyün toplam zararını sınırlayabiliyordu.
Yüksek enflasyon dönemlerinde hisse senetleri ve tahvillerin birlikte değer kaybetmesi, geleneksel 60/40 portföyünün koruma özelliğini zayıflatıyor.
ABD’de 10 yıllık tahvil faizinde yüzde 5,25 eşiği
Analizde ABD’nin 10 yıllık Hazine tahvili getirisi ile hisse senedi piyasası arasındaki ilişki incelendi.
Geçmiş veriler, tahvil faizlerinin yüzde 5,25-5,50 aralığının üzerinde kaldığı dönemlerde hisse senetleri ile devlet tahvillerinin çoğunlukla aynı yönde hareket ettiğini gösteriyor.
Bu ilişki, yüksek faiz ortamında tahvillerin hisse senedi yatırımlarına karşı sağladığı korumanın azalabileceğine işaret ediyor.
Söz konusu faiz aralığı, analizin tarihsel bulgularından biri olarak öne çıkıyor.
ABD’de çekirdek enflasyonda yüzde 3 seviyesi önem taşıyor
Analize göre ABD’de çekirdek kişisel tüketim harcamaları (PCE) enflasyonunun yüzde 3’ü aştığı dönemlerde hisse senetleri ile tahviller arasındaki ilişkinin çoğunlukla pozitif olduğu görülüyor.
Çekirdek PCE, ABD Merkez Bankasının (Fed) para politikası kararlarında yakından izlediği enflasyon göstergeleri arasında bulunuyor.
Tarihsel veriler, çekirdek enflasyonun yüzde 3 civarında olduğu dönemlerin 10 yıllık tahvil getirisindeki yaklaşık yüzde 5,25 seviyesiyle ilişkili olduğunu ortaya koyuyor.
Bu nedenle analizin merkezinde tahvil faizlerinden çok, enflasyonun kalıcılığı bulunuyor.
Yüksek enflasyon fiyat beklentilerini etkiliyor
Enflasyonun düşük olduğu dönemlerde fiyatlardaki geçici yükselişlerin zamanla dengelenme olasılığı daha yüksek görülüyor.
Buna karşılık fiyat artışlarının uzun süre yüksek seyretmesi, tüketicilerin ve şirketlerin gelecek döneme ilişkin beklentilerini değiştirebiliyor.
2016 yılında yayımlanan bir Fed araştırmasında, yüzde 3’ün belirgin biçimde üzerindeki ortalama enflasyon oranlarının uzun süre istikrarlı tutulmasının tarihsel açıdan zor olduğuna dikkat çekilmişti.
2022 yılında yayımlanan bir başka araştırmada ise yıllık tüketici enflasyonunun yaklaşık yüzde 3,5’i aşmasıyla internette enflasyona yönelik aramaların belirgin şekilde arttığı ortaya konuldu.
Enflasyon ücret ve tüketim kararlarına yansıyor
Fiyat artışlarının çok sayıda ürün ve hizmete yayılması, hane halkının satın alma kararlarını ve işletmelerin fiyatlandırma politikalarını etkiliyor.
Yüksek enflasyonun sürmesi, çalışanların ücret taleplerinde de fiyat artışlarının daha fazla dikkate alınmasına neden olabiliyor.
Bu süreçte geçmiş enflasyon verileri gelecek fiyat beklentilerini şekillendirirken fiyat baskılarının kalıcı hale gelme riski yükseliyor.
Analizde pandemi, Ukrayna ve İran kaynaklı gelişmeler son yıllarda enflasyon üzerinde etkili olan şoklar arasında gösteriliyor.
Fed’in faiz indirimleri için hareket alanı daralıyor
Enflasyonun yüksek kalması, ABD Merkez Bankasının ekonomik yavaşlama dönemlerinde faiz indirimine gitmesini zorlaştırabiliyor.
Normal koşullarda büyümenin zayıflaması, faiz indirimi beklentileri üzerinden devlet tahvillerine talebi artırabiliyor.
Ancak fiyat artışlarının güçlü olduğu dönemlerde Fed’in para politikasını gevşetme imkânı sınırlanıyor.
Bu nedenle ekonomik büyümenin yavaşladığı dönemlerde tahvillerin hisse senetlerinden farklı yönde hareket etmesi daha az olası hale gelebiliyor.
Risk paritesi fonlarında tahvil talebi zayıflıyor
Hisse senetleri ve tahviller arasındaki ters yönlü ilişkiyi kullanan yatırım modellerinden biri de risk paritesi stratejileri olarak biliniyor.
Analizde, geleneksel 60/40 portföyleri ile benzer çeşitlendirme yaklaşımına dayanan risk paritesi stratejilerinin toplamda yaklaşık 1 trilyon ila 1,5 trilyon dolarlık ABD Hazine tahvili taşıdığı tahmin ediliyor.
Son iki yılda risk paritesi stratejilerinin ABD devlet tahvili getirilerine duyarlılığının azaldığı ve yaklaşık 15 yılın en düşük seviyelerine gerilediği belirtiliyor.
Bu eğilim, söz konusu fonların portföylerinde tahvillere daha sınırlı koruma işlevi yüklediği şeklinde değerlendiriliyor.
ABD Hazine tahvillerinde talep azalması faizleri etkileyebilir
Tahvillerin portföyleri dengeleme gücünün zayıflaması, bu araçlara yönelik korunma amaçlı talebi azaltabilir.
Analize göre talebin gerilemesi, tahvil piyasasında likiditenin azalmasına ve yatırımcıların uzun vadeli tahvil tutmak için istediği ek getirinin yükselmesine yol açabilir.
Bu durumda tahvil faizlerinin yüksek kalması, hisse senetleri ile tahvillerin birlikte hareket etme eğilimini güçlendirebilir.
Söz konusu mekanizma, enflasyon ile yatırımcı davranışları arasındaki karşılıklı etkileşim üzerinden açıklanıyor.
ABD’de kalıcı enflasyon riski sürüyor
ABD’de çekirdek PCE enflasyonunun yeniden yüzde 3’ün üzerine çıkması, geleneksel yatırım portföylerine ilişkin tartışmaları artırdı.
Gösterge son 12 aylık dönemde ortalama olarak yüzde 3’ün hemen altında seyretti.
Analizde, yüksek enflasyonun devam etmesi halinde ABD Hazine tahvillerinin hisse senetlerine karşı geçmişte sunduğu korumayı aynı ölçüde sağlayamayabileceği değerlendiriliyor.
Bu görünüm, yatırımcıların varlık dağılımı ve risk yönetimi stratejilerinde enflasyonun kalıcılığını daha fazla dikkate almasına neden olabilecek gelişmeler arasında gösteriliyor.
