Tahvil piyasasında yeni bir dönem mi?

İran savaşındaki çıkmazın petrol fiyatlarını yükseltmesiyle birlikte küresel tahvil satışları genişledi; bu durum enflasyon kaygılarını artırarak merkez bankalarının sıkılaştırma politikalarını sürdürmek zorunda kalacağına yönelik beklentileri güçlendiriyor.

Piyasalar, İran savaşının yarattığı enerji şokunu “geçici enflasyon” değil, “yapısal enflasyon artışı” olarak fiyatlamaya başladı. Bu geçiş; tahvillerde kalıcı bir baskı ve “higher for longer” senaryosunun güçlenmesi anlamına geliyor. Türkiye gibi gelişmekte olan ve enerji ithalatına bağımlı ülkeler için bu ortam hem kur baskısı hem de borçlanma maliyetleri açısından ekstra risk taşıyor.

Temel mekanizma şöyle çalışıyor: Petrol / Hürmüz Krizi→ Enflasyon → Tahvil

Hürmüz Boğazı’nın kapanması, IEA’nın “küresel petrol piyasasının tarihindeki en büyük arz kesintisi” olarak nitelendirdiği bir kırılmaya yol açtı. Savaş; 1970’lerdeki enerji krizini andıran biçimde akut arz sıkıntıları, döviz oynaklığı ve stagflasyon ile resesyon riskini beraberinde getirdi.

Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının ardından petrol fiyatları bu yıl %80’in üzerinde yükseldi ve ABD ekonomisine enflasyon olarak yansıdı. Nisan ayı TÜFE, üç yılın en yükseği olan %3,8’e ulaşırken, toptan fiyat endeksi %6’ya erişti.

ABD Hazine Tahvilleri

30 yıllık ABD Hazine bonosu getirisi %5,127’ye yükseldi — bu, 2007’den bu yana görülen en yüksek seviye.

10 yıllık Hazine bonosunun getirisi ise yıllık bazda en yüksek seviyesi olan %4,61’e fırladı.

Her iki tahvil için de bu hafta görülen getiri artışları, 2025 başındaki tarifelerin piyasaları sarstığı dönemden bu yana en sert hareketler oldu.

Hareketi asıl besleyen faktör enflasyon beklentilerinin değil, reel getirilerin yükselmesi. Para piyasaları da buna göre yeniden fiyatlandı: Aralık 2026’ya kadar Fed’in faiz artırımı ihtimali artık yarıdan (yaklaşık %75) fazla olasılık olarak fiyatlanıyor.

Japonya ve Gelişmiş Piyasalar

Japonya’nın 10 yıllık tahvil getirileri 10 baz puan artarak 1996’dan bu yana görülmemiş seviyelere ulaşırken, 30 yıllık getiri 20 baz puan fırlayarak 1999’daki ilk ihraç döneminden bu yana en yüksek değere erişti.

Enerjiye yoğun biçimde maruz kalan Japonya, bu gelişmelerden en çok etkilenen ülkeler arasında yer alıyor.

İngiltere (Gilt Piyasası)

İngiltere’de siyasi çalkantı piyasaları da vurdu. 10 yıllık gilt getirisi 2008’den bu yana en yüksek seviyeye çıkarken, 30 yıllık gilt getirisi 1998’den bu yana görülmemiş bir noktaya fırladı.

Yatırımcılar, daha liberal bir başbakanın kamu harcamalarını artırabileceğinden ve maliye politikasını gevşetebileceğinden endişe ediyor.

Tahvil piyasasında yeni bir dönem mi?

Piyasa “geçici mi kalıcı mı” sorusunu yanlış soruyor olabilir. Asıl mesele şu: Hürmüz açılsa bile enflasyon baskısı hemen geri çekilmez. Enerji altyapısının toparlanması, tedarik zincirlerinin yeniden kurulması ve güven ortamının oluşması aylar alır. Bu yüzden “savaş biter, sorun çözülür” beklentisi üzerine konumlanmak şu an için erken.

Reel getiri hareketi kritik bir sinyal.

Satışın enflasyon beklentilerinden değil reel getirilerden kaynaklandığı tespiti çok önemli. Bu, piyasanın “Fed geç kaldı” değil, “bu sefer Fed hiç yetişemeyebilir” dediğini gösteriyor. Reel getiri artışı; büyüme beklentilerinin de yeniden fiyatlandığına işaret eder — stagflasyon senaryosunun arka kapıdan fiyatlanması budur.

G7’nin masaya oturması aslında zayıflık sinyali.

G7’nin tahvil satışlarını gündemine alması koordinasyon kapasitesini değil, çaresizliği yansıtıyor. 2022’de de benzer toplantılar yapıldı; piyasaları durduramadı. Söylem yönetimi işe yarar, somut adım olmadan değil. Eğer bu toplantıdan somut bir müdahale çıkmazsa — ki çıkması zor — piyasanın tepkisi daha sert olabilir.

“Yeni dönem” tezinin en zayıf halkası: politik irade.

Yapısal yüksek getiri senaryosu için şart olan şey, hükümetlerin bütçe disiplinini kabul etmesi. ABD’de bu irade görünmüyor — hem savunma hem de faiz yükü büyürken kemer sıkma siyasi olarak imkânsız. Bu çelişki çözülmedikçe “yeni dönem” gerçek anlamda fiyatlanmış olmaz, sadece aşamalı olarak eritilir — ya enflasyonla ya da gelecekteki bir finansal baskı politikasıyla.

Türkiye özelinde en az konuşulan risk: korelasyon kırılması.

Global tahvil satışı dönemlerinde GOÜ’ler genellikle iki aşamada etkilenir: önce sermaye çıkışı, sonra döviz baskısı. Türkiye’nin özel durumu şu ki enflasyon henüz kontrol altında değilken dış kaynak ihtiyacı yüksek. Bu ortamda TCMB’nin elindeki hareket alanı daha da daralıyor — global “higher for longer” ile domestik yapısal baskı aynı anda sıkıştırıyor.