Yapay zeka milyonlarca beyaz yakalıyı işsiz bırakacak

Yapay zekânın ekonomiye getireceği verimlilik artışı ve devasa kazançlar kadar, milyonlarca beyaz yakalının işsiz kalabileceği korkusu da küresel ölçekte siyasetçileri ve teknoloji dünyasını karşı karşıya getiriyor. Özellikle ABD ve Güney Kore’de büyüyen “AI jobpocalypse” yani “yapay zekâ iş kıyameti” tartışmaları, artık yalnızca teknoloji çevrelerinin değil hükümetlerin de ana gündem maddelerinden biri hâline geldi.

Bloomberg Opinion yazarı Catherine Thorbecke tarafından kaleme alınan analizde, yapay zekâ şirketlerinin kendi ürünlerini “insan emeğinin yerine geçme kapasitesiyle” pazarlamasının, toplumdaki korkuları daha da derinleştirdiği vurgulandı.

GÜNEY KORE’DE “AI TEMETTÜSÜ” ÇIKIŞI TARTIŞMA YARATTI

Tartışmanın merkezinde ise Güney Kore Cumhurbaşkanlığı Politika Şefi Kim Yong-beom yer aldı. Kim’in sosyal medyada yaptığı paylaşımda, yapay zekâ şirketlerinden elde edilen ek vergi gelirlerinin vatandaşlara “temettü” olarak dağıtılabileceğini söylemesi ülkede büyük yankı uyandırdı.

Piyasalarda oluşan dalgalanmanın ardından açıklamalarını yumuşatmak zorunda kalan Kim, önerisinin doğrudan bir servet dağıtımı planı olmadığını savunsa da, tartışma kısa sürede küresel boyuta taşındı.

Analizde, bu yaklaşımın ilk bakışta radikal görünse de aslında teknoloji sektörünün uzun süredir konuştuğu bir fikir olduğu ifade edildi. Çünkü yapay zekâ gerçekten vaat edildiği kadar büyük bir üretkenlik patlaması yaratırsa, bunun sosyal maliyetinin yalnızca işsizlikle sınırlı kalmayacağı belirtiliyor.

“Yapay zekâ şirketleri milyarlar kazanırken milyonlarca insanın işsiz kalması, ekonomik büyümeden çok toplumsal öfke üretebilir.”

GÜNEY KORE: TEKNOLOJİYE EN AÇIK TOPLUMLARDAN BİRİ

Yapay zekâ tartışmasının Güney Kore’de yaşanması ise ayrıca dikkat çekici görülüyor. Çünkü ülke, AI teknolojilerine karşı en olumlu yaklaşım gösteren toplumlar arasında yer alıyor.

Pew Research verilerine göre Güney Kore’de halkın yalnızca yüzde 16’sı yapay zekâ konusunda “heyecandan çok endişe duyduğunu” söylüyor. Bu oran küresel ortalamanın oldukça altında bulunuyor.

Aynı zamanda ülke, dünyadaki en yüksek endüstriyel robot yoğunluğuna sahip ekonomilerden biri konumunda. Samsung Electronics ve SK Hynix gibi devlerin merkez üssü olan Güney Kore, teknoloji odaklı kalkınmanın ekonomik büyüme yaratabildiğini çok iyi biliyor.

Ancak analizde, teknolojik büyümenin toplumun her kesimine eşit şekilde dağılmadığına dair farkındalığın da ülkede giderek güçlendiği ifade edildi.

ABD’DE YAPAY ZEKA KORKUSU DERİNLEŞİYOR

ABD’de ise yapay zekâya yönelik toplumsal bakışın giderek sertleştiği belirtiliyor. 2021 yılında halkın yüzde 37’si AI konusunda “endişeli” olduğunu söylerken, bugün bu oran yüzde 50 seviyesine yükselmiş durumda.

Özellikle veri merkezlerine yönelik protestolar, giriş seviyesindeki çalışanların iş bulma kaygısı ve bazı şiddet olayları, toplumsal gerilimin büyüdüğüne işaret ediyor.

Buna rağmen teknoloji şirketleri, yapay zekânın iş gücü üzerindeki etkisine dair daha agresif söylemler kullanmayı sürdürüyor. Anthropic ve OpenAI gibi şirketlerin yöneticileri, milyonlarca beyaz yakalı pozisyonun ortadan kalkabileceğini açıkça dile getiriyor.

Hatta teknoloji dünyasında “kalıcı bir alt sınıf” oluşabileceği yönündeki karamsar senaryoların artık internet kültürünün parçası hâline geldiği belirtiliyor.

“Milyonlarca kişiyi işten çıkarıp aynı anda milyarlarca dolar yatırım yapmak, sürdürülebilir büyümeden çok siyasi kriz üretme riski taşıyor.”

EVRENSEL TEMEL GELİR VE “AI FONU” FİKRİ GÜNDEMDE

Analizde, vatandaşlara doğrudan ödeme yapılması fikrinin yalnızca siyasetçilerin değil, teknoloji liderlerinin de uzun süredir savunduğu bir yaklaşım olduğu hatırlatıldı.

Sam Altman ve Elon Musk gibi isimler yıllardır yapay zekâ çağında bir tür “evrensel temel gelir” modelinin gerekli olabileceğini savunuyor.

OpenAI’nin geçtiğimiz ay yayımladığı politika önerilerinde de “kamusal bir servet fonu” oluşturulması ve bu kaynağın vatandaşlara dağıtılması gerektiği ifade edilmişti.

Kim Yong-beom’un önerisinin ise Norveç’in petrol gelirleriyle oluşturduğu ulusal servet fonuna benzediği belirtiliyor. Alaska’nın petrol fonu modeli de örnek gösteriliyor.

Ancak eleştirmenler, doğal kaynak gelirleriyle özel teknoloji şirketlerinin aynı kategoride değerlendirilemeyeceğini savunuyor.

Buna karşılık analizde dikkat çekici bir argüman öne çıkıyor: Yapay zekâ modellerinin eğitildiği dev veri havuzlarının, milyarlarca insanın ürettiği içeriklerden oluştuğu ve bunun toplumsal bir kaynak niteliği taşıdığı belirtiliyor.

“YENİDEN EĞİTİM” TEK BAŞINA ÇÖZÜM OLMAYABİLİR

Yapay zekâ kaynaklı iş kayıpları konusunda teknoloji çevrelerinin en sık verdiği yanıt ise “yeniden eğitim” önerisi oluyor. Ancak makalede bu yaklaşımın giderek daha yetersiz görüldüğü ifade edildi.

Yeni mezunların veya işini kaybeden yazılımcıların yalnızca “duygusal zekâlarını geliştirmelerinin” ekonomik gerçekleri değiştirmediği vurgulanıyor.

Ayrıca yapay zekânın, çalışanların pazarlık gücünü zayıflatabileceği ve sendikal etkinin azalmasına yol açabileceği belirtiliyor.

“İnsan becerileri hâlâ önemli olabilir ancak tek başına faturaları ödemeye yetmeyebilir.”

ŞİRKETLERE ŞEFFAFLIK ÇAĞRISI

Analizde hükümetlere de önemli çağrılar yapılıyor. Yapay zekâ nedeniyle gerçekleşen işten çıkarmaların hangi sektörlerde ve hangi bölgelerde yoğunlaştığının şeffaf biçimde açıklanması gerektiği savunuluyor.

Böylece risk altındaki çalışan gruplarının belirlenebileceği ve destek paketlerinin daha hedefli hazırlanabileceği ifade ediliyor.

Ayrıca AI kaynaklı ek vergi gelirlerinin vatandaşların vergi yükünü azaltmak veya işsiz kalan çalışanları desteklemek amacıyla kullanılabileceği değerlendiriliyor.

Sonuç olarak analiz, “AI temettüsü” fikrinin ilk bakışta sosyalist bir öneri gibi görünse de, aslında kapitalist sistemin sürdürülebilirliği açısından kritik hâle gelebileceğini savunuyor.