HSBC rotasını çizdi: Hisse senetlerinde üç bölge ve üç sektör öne çıktı

HSBC Private Bank, 2026’nın dördüncü çeyreğine ilişkin yatırım görünümünde küresel hisse senetlerindeki olumlu duruşunu korudu. Banka, bölgesel olarak ABD, Japonya ve Kuzey Asya’yı; sektörlerde ise finans, sanayi ve emtia şirketlerini tercih ettiğini açıkladı.

HSBC, şirket kârlarındaki büyümenin daha geniş bir tabana yayılmasının küresel hisse senedi piyasalarını desteklemeye devam edeceğini öngörüyor. Banka bu çerçevede hisse senetlerindeki “fazla ağırlık” (overweight) pozisyonunu sürdürüyor.

Savunmadan çok döngüsel hisseler öne çıkıyor

HSBC’nin sektör tercihleri, yatırımcıların savunma hisselerine yönelmesinden ziyade ekonomik büyümeye duyarlı döngüsel şirketlere ve yapay zekâ (YZ) temasıyla bağlantılı hisselere yönelik talebin devam edeceği beklentisini yansıtıyor.

Banka bu kapsamda finans, sanayi ve emtia sektörlerini öne çıkarırken, bölgesel dağılımda ABD’nin yanı sıra Japonya ve Kuzey Asya piyasalarına ağırlık veriyor.

ABD teknolojisinde değerleme baskısı azalıyor

Raporda ABD teknoloji şirketlerinin değerlemelerine ilişkin dikkat çekici bir değerlendirme de yer aldı.

HSBC’ye göre ABD teknoloji hisselerinin değerlemeleri, şirketlerin kâr büyümesine kıyasla geriledi. Sektörün İngiltere ve euro bölgesi piyasalarına göre işlem gördüğü değerleme primi de 2020’den bu yana en düşük seviyeye indi.

Banka, bu görünümün değerlemelerden kaynaklanabilecek yakın vadeli yeniden fiyatlama riskini sınırladığı görüşünde.

Japonya için iki temel gerekçe

HSBC, Japon hisse senetlerine yönelik görünümünü de daha yapıcı tutuyor. Bu yaklaşımın arkasında ülkedeki kurumsal yönetişim reformları ve para politikasında kademeli normalleşme süreci bulunuyor.

Banka, söz konusu gelişmelerin Japonya piyasasına yönelik yabancı sermaye girişlerinin devam etmesini destekleyebileceğini değerlendiriyor.

En büyük risk enerji ve enflasyon şoku

HSBC’nin olumlu hisse senedi görünümündeki temel risk ise jeopolitik gelişmeler.

Banka, uzun süre devam edecek veya daha geniş bir alana yayılacak jeopolitik çatışmanın kalıcı bir enerji ve enflasyon şoku yaratmasını mevcut yatırım görünümünü değiştirebilecek başlıca risk senaryosu olarak gösteriyor.