Vatandaş harcadı, ekonomi büyüdü: Yükü yine tüketim taşıdı
Doç. Dr. Gökhan Işıl, Türkiye ekonomisinin ikinci çeyrekte kaydettiği yüzde 2,3’lük büyümeyi ayrıntılı biçimde değerlendirdi. Büyümenin piyasa beklentilerinin altında kaldığına dikkat çeken Işıl, ekonomiyi taşıyan ana unsurun özel tüketim olduğunu belirtti. Yatırımların sınırlı arttığının, ihracat ile ithalatın birlikte gerilediğinin altını çizdi. Sanayideki toparlanmanın zayıf kaldığını belirten Işıl, tarımdaki güçlü yükselişte baz etkisinin önemli rol oynadığını ifade etti.
Büyümenin gelir dağılımına etkisini de ele alan Işıl, çalışanların katma değerden aldığı paydaki gerilemeye dikkat çekti. Yüzde 3,8’lik yıllık büyüme hedefinin yakalanması için ikinci yarıda güçlü bir hızlanma gerektiğini vurguladı. Mevcut verilerin durgunluğa işaret etmediğini ancak güçlü ve sürdürülebilir bir büyüme görünümü de sunmadığını kaydetti.
Doç. Dr. Gökhan Işıl, yüzde 2,3’lük büyümenin kaynaklarını ve ekonomiye verdiği mesajları şöyle yazdı
Yüzde 2,3’ün Anatomisi: Büyüme Var, Ancak Motorlar Yavaşlıyor
Türkiye ekonomisi 2026 yılının ikinci çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2,3 büyüdü. Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış verilere göre bir önceki çeyreğe kıyasla büyüme yüzde 1,1 olarak gerçekleşti. Böylece yılın ilk yarısındaki büyüme yüzde 2,5’e yakın bir düzeyde oluştu.
Piyasa beklentisinin yüzde 2,8 olduğu dikkate alındığında, manşet büyümenin tahminlerin altında kaldığı görülüyor. Bununla birlikte çeyreklik yüzde 1,1’lik artış, ekonomik faaliyetin yılın ilk çeyreğine göre hızlandığını gösteriyor. Dolayısıyla veri, ne ekonominin durgunluğa girdiğini ne de güçlü ve geniş tabanlı bir büyüme sürecinin başladığını söylüyor. Daha doğru tanım, “ılımlı fakat bileşimi kırılgan büyüme” olacaktır.
Büyümenin ana motoru yine tüketim
Harcama yöntemiyle bakıldığında büyümenin en önemli kaynağının hanehalkı tüketimi olduğu görülüyor. Yerleşik hanehalklarının tüketim harcamaları yıllık bazda yüzde 3,5 arttı. Zincirlenmiş hacim serileri üzerinden yapılan yaklaşık hesaplama, özel tüketimin büyümeye 2,3 puan civarında katkı sağladığına işaret ediyor.
Başka bir ifadeyle, yüzde 2,3’lük toplam büyümenin neredeyse tamamı tek başına özel tüketimden geldi. Bu durum, yüksek faizlere, kredi koşullarındaki sıkılığa ve reel gelirlerdeki baskıya rağmen tüketim eğiliminin bütünüyle kırılmadığını gösteriyor.
Ancak tüketimin alt kalemleri daha farklı bir tablo ortaya koyuyor. Yurt içi hanehalkı tüketimi içerisinde dayanıklı mal harcamaları yüzde 4,4 gerilerken yarı dayanıklı mallar yüzde 6,1, dayanıksız mallar yüzde 4,5 ve hizmet harcamaları yüzde 0,8 arttı.
Dayanıklı tüketim mallarındaki daralma; otomobil, beyaz eşya, elektronik ve mobilya gibi çoğunlukla krediyle finanse edilen harcamaların yüksek faizlerden etkilendiğini gösteriyor. Buna karşılık gıda ve diğer zorunlu tüketim kalemlerini de içeren dayanıksız mallardaki artış, hanehalkı harcamalarının ihtiyaç ağırlıklı bir yapıya yöneldiğine işaret ediyor.
Bu nedenle yüzde 3,5’lik tüketim büyümesini güçlü bir refah artışının göstergesi olarak okumak doğru olmaz. Tüketim devam ediyor; ancak niteliği değişiyor ve finansmana duyarlı harcamalar belirgin biçimde zayıflıyor.
Kamu tüketimi büyümeyi aşağı çekti
Devletin nihai tüketim harcamaları ikinci çeyrekte yüzde 1,8 azaldı. Kamu tüketiminin büyümeye etkisi yaklaşık eksi 0,2 puan oldu.
Bu kalem, maliye politikasının iç talebi genişletmekten ziyade sınırlama yönünde hareket ettiğini gösteriyor. Enflasyonla mücadele açısından kamu tüketiminin gerilemesi olumlu değerlendirilebilir. Para politikasının sıkılaştırdığı bir dönemde kamu harcamalarının güçlü biçimde artırılması, toplam talebi yeniden canlandırarak dezenflasyon sürecini zorlaştırabilirdi.
Ancak kamu tüketimindeki gerilemenin yatırım niteliğindeki kamu harcamalarından ayrıştırılması gerekir. Verimsiz cari harcamaların sınırlandırılması olumlu olmakla birlikte eğitim, sağlık, altyapı ve teknoloji yatırımlarının zayıflaması uzun vadeli büyüme kapasitesini olumsuz etkileyebilir.
Yatırımlar büyüyor, fakat neredeyse yerinde sayıyor
Gayrisafi sabit sermaye oluşumu yıllık bazda yalnızca yüzde 0,6 arttı ve büyümeye yaklaşık 0,2 puan katkı sağladı. Toplam yatırımın alt kalemleri ise büyümenin niteliği bakımından daha önemli bilgiler veriyor.
İnşaat yatırımları yüzde 0,9 gerilerken makine ve teçhizat yatırımları yüzde 1,6, diğer sabit varlık yatırımları yüzde 4,1 arttı. Makine ve teçhizat yatırımlarının pozitif bölgede kalması olumlu olmakla birlikte yüzde 1,6’lık artış, üretim kapasitesini ve verimliliği güçlü biçimde yükseltecek bir yatırım dalgasından oldukça uzak.
Yatırımların toplam büyüme hızının yüzde 0,6’ya gerilemesi, finansman maliyetlerinin reel sektör üzerindeki etkisini açık biçimde ortaya koyuyor. Sürdürülebilir büyüme bakımından tüketimin değil; makine, teknoloji, dijitalleşme, enerji verimliliği ve ihracat kapasitesini artıran yatırımların öne çıkması gerekiyor.
Bugünkü yatırım bileşimi ekonominin üretim kapasitesini koruduğunu, fakat bunu hızla genişletemediğini gösteriyor.
Net ihracattan olumlu ama “savunmacı” katkı
İkinci çeyrekte mal ve hizmet ihracatı yüzde 3,4, ithalat ise yüzde 6,4 azaldı. İthalatın ihracattan daha hızlı gerilemesi nedeniyle net dış talep büyümeye yaklaşık 0,6 puan pozitif katkı sağladı.
İlk bakışta net ihracatın büyümeye pozitif katkısı olumlu bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Ancak bu katkının ihracat artışından değil, ithalattaki daha sert daralmadan kaynaklandığı unutulmamalı.
İhracata dayalı sağlıklı bir büyüme modelinde ihracatın artması, ithalatın ise daha sınırlı yükselmesi beklenir. Burada ise hem ihracat hem ithalat küçülüyor. Dolayısıyla dış dengedeki iyileşme bir rekabet gücü kazanımından çok, iç talep ve üretim bağlantılı ithalatın zayıflamasından kaynaklanıyor.
İthalattaki gerileme cari denge ve döviz talebi bakımından kısa vadede rahatlatıcıdır. Buna karşılık ithalat azalmasının sermaye malı ve ara malı ithalatından kaynaklanması hâlinde, gelecek dönem üretimi açısından bir uyarı sinyali oluşturabilir.
Kısacası net ihracatın katkısı olumlu, fakat niteliği ihracat öncülüğündeki bir büyümeye işaret etmiyor.
Stoklar ve istatistiki bakiye sınırlayıcı oldu
Özel tüketim, yatırım ve net ihracatın hesaplanan katkıları toplam büyümenin üzerinde kalıyor. Aradaki yaklaşık 0,5 puanlık negatif fark; stok değişimleri ile zincirlenmiş hacim hesabından kaynaklanan istatistiki bakiyeden geliyor.
Stokların azalması, şirketlerin yeni üretim yerine mevcut stoklarını kullanması anlamına gelebilir. Bu durum kısa vadede üretim siparişleri üzerinde baskı oluştururken stokların kritik seviyelere gerilemesi hâlinde sonraki çeyreklerde yeniden üretim ihtiyacı yaratabilir. Bu nedenle stok kaleminin üçüncü çeyrekteki seyri büyümenin devamlılığı açısından önem taşıyor.
Üretim tarafında tarım ve sanayi öne çıktı
Üretim yöntemiyle bakıldığında en yüksek büyüme yüzde 13,3 ile tarım, ormancılık ve balıkçılık sektöründe gerçekleşti. Tarımın büyümeye yaklaşık katkısı 0,45 puan oldu.
Tarım sektöründeki yükseliş gıda arzı, kırsal gelirler ve gıda enflasyonu açısından olumlu. Ancak geçen yılın aynı çeyreğinde tarımın yüzde 4,5 daraldığı dikkate alındığında, bu artışta baz etkisinin de önemli payı bulunuyor. Tarım üretiminin iklim koşullarına bağlı yüksek oynaklığı nedeniyle, yüzde 13,3’lük büyümeyi kalıcı bir eğilim olarak değerlendirmek için henüz erken.
Sanayi sektörü ve imalat sanayisi yüzde 2,4 büyüdü. Sanayinin büyümeye katkısı yaklaşık 0,46 puan düzeyinde. İlk çeyrekte sanayi ve imalat sanayisinin daralmış olması nedeniyle ikinci çeyrekte yeniden pozitif büyümeye geçilmesi önemli. Bununla birlikte yüzde 2,4’lük artış, güçlü bir sanayi ivmesinden ziyade sınırlı bir toparlanmaya işaret ediyor.
İnşaat sektörü ise yüzde 1,9 daraldı. İnşaat yatırımlarındaki yüzde 0,9’luk düşüşle birlikte değerlendirildiğinde, yüksek finansman maliyetlerinin hem inşaat üretimini hem de yeni yatırım talebini aşağı çektiği görülüyor. İnşaatın istihdam ve çok sayıda yan sektörle bağlantısı düşünüldüğünde bu daralma önümüzdeki dönem açısından izlenmeli.
Hizmetlerde belirgin bir ayrışma var
Ticaret, ulaştırma, konaklama ve yiyecek hizmetleri yalnızca yüzde 0,5 büyüdü. Ekonomi içerisindeki yüksek ağırlığı nedeniyle bu grubun neredeyse yatay kalması, iç ticaret ve turizm bağlantılı faaliyetlerin güçlü bir büyüme üretmediğini gösteriyor.
Buna karşılık bilgi ve iletişim faaliyetleri yüzde 8,6 büyüyerek ikinci çeyreğin en olumlu yapısal göstergelerinden biri oldu. Dijital ekonomi, yazılım, iletişim altyapısı ve teknoloji hizmetlerinin yüksek büyümesi verimlilik ve katma değer artışı açısından önem taşıyor. Ancak sektörün milli gelir içerisindeki payı henüz sınırlı olduğu için yüksek büyüme oranının toplam ekonomiye katkısı yaklaşık 0,3 puanda kalıyor.
Kamu yönetimi, eğitim, sağlık ve sosyal hizmetler yüzde 4; diğer hizmetler yüzde 3,2; finans ve sigorta ile gayrimenkul faaliyetleri yüzde 2,1; mesleki, idari ve destek hizmetleri ise yüzde 2 büyüdü.
Ürün üzerindeki vergiler eksi sübvansiyonların yüzde 3,3 artması da büyümeye yaklaşık 0,35 puan destek verdi. Bu kalem, tüketim ve ticari işlemlerdeki hareketliliğin vergi tahsilatına yansımasını göstermesi bakımından önemli.
Büyümenin gelir dağılımına yansıması sınırlı
İşgücü ödemeleri ikinci çeyrekte nominal olarak yüzde 36,7, net işletme artığı ve karma gelir ise yüzde 38,7 arttı. İşgücü ödemelerinin gayrisafi katma değer içerisindeki payı yüzde 38,3’ten yüzde 38,1’e gerilerken işletme artığı ve karma gelirin payı yüzde 41,3’ten yüzde 41,6’ya yükseldi.
Bu değişim büyük olmamakla birlikte, yaratılan gelirin dağılımının çalışanlardan işletme ve mülk sahipleri lehine sınırlı ölçüde değiştiğini gösteriyor. Ayrıca bu oranların nominal olduğu ve yüksek enflasyonun etkisini taşıdığı unutulmamalı. Nominal ücret artışı tek başına çalışanların reel refahının yükseldiği anlamına gelmiyor.
uPara politikası açısından mesaj karışık
Büyüme verisi para politikası bakımından iki farklı sinyal üretiyor. Bir tarafta kamu tüketimi, yatırımlar, ithalat ve dayanıklı tüketim mallarında belirgin bir yavaşlama var. Bu kalemler finansal koşullardaki sıkılığın ekonomiye aktarıldığını gösteriyor.
Diğer tarafta hanehalkı tüketiminin yüzde 3,5 büyümeye devam etmesi, toplam talebin tamamen dezenflasyonist bir seviyeye gerilemediğine işaret ediyor. Özellikle tüketimin büyümeye 2,3 puan civarında katkı vermesi, para politikasında hızlı ve güçlü bir gevşeme için yeterli alan bulunmadığını düşündürüyor.
TCMB’nin son Enflasyon Raporu’nda 2026 yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 28’e yükseltmesi ve sıkı duruşun korunacağını vurgulaması da bu çerçeveyi destekliyor. Büyüme verisi faiz indirimlerinin tamamen dışlanmasını gerektirmiyor; ancak indirimlerin enflasyonun ana eğilimi, beklentiler ve rezerv gelişmeleriyle uyumlu, ölçülü bir patikada yapılmasını zorunlu kılıyor.
Yüzde 3,8’lik hedef için ikinci yarı zorlayıcı
Yılın ilk yarısında büyüme yaklaşık yüzde 2,5 oldu. Mevcut Orta Vadeli Program’da 2026 yılı için öngörülen yüzde 3,8’lik büyüme hedefinin yakalanabilmesi için ekonominin ikinci yarıda kabaca yüzde 5 civarında büyümesi gerekiyor. Mevcut finansal koşullar, zayıf dış talep ve jeopolitik riskler dikkate alındığında bu oldukça iddialı bir hızlanma anlamına geliyor.
Piyasanın 2026 yılı büyüme beklentisinin yüzde 3 civarında bulunması mevcut verilerle daha uyumlu görünüyor. Yılın geri kalanında tarımsal üretimin seyri, ihracat pazarlarındaki gelişmeler, kredi koşulları ve enflasyondaki düşüşün tüketici güvenine etkisi belirleyici olacak.
Sonuç olarak ikinci çeyrek verisi bir resesyon hikâyesi anlatmıyor; fakat güçlü bir kalkınma ve verimlilik hikâyesi de sunmuyor. Büyüme devam ediyor, ancak ağırlıklı olarak tüketim ve ithalat daralması üzerinden şekilleniyor. Yatırım ve ihracatın zayıf, sanayinin ise sınırlı büyüdüğü bir kompozisyonun uzun vadede sürdürülebilirliği düşük.
Türkiye’nin ihtiyacı yalnızca büyümek değil; makine ve teknoloji yatırımlarına, sanayi üretimine, verimlilik artışına ve ihracata dayanan daha nitelikli bir büyüme modeline geçmek. Bugünkü yüzde 2,3’lük veri bize büyümenin sürdüğünü, fakat motorların henüz doğru sırayla çalışmadığını söylüyor.
