Doç. Dr. Işıl: Enerji şoku para politikasının alanını daraltıyor

Doç. Dr. Gökhan Işıl, EKOTÜRK için yaptığı değerlendirmede, Brent petrolün 100 doların üzerinde kalması, Hürmüz Boğazı’ndaki akış kaybının alternatif güzergâhlara yayılma riski ve küresel faizlerdeki yükselişin Türkiye ekonomisi açısından para politikasının hareket alanını daralttığını belirtti. Işıl, dezenflasyon sürse dahi faiz indiriminin zamanlamasında iç talebin yanı sıra enerji faturası ve dış finansman koşullarının da belirleyici olacağını ifade etti.

Doç. Dr. Gökhan Işıl, EKOTÜRK için küresel piyasalardaki enerji şokunu, ABD Merkez Bankası (Fed) toplantısını ve bunların Türkiye ekonomisi ile piyasalara olası yansımalarını değerlendirdi.

Işıl, küresel piyasalarda geçen hafta hisse senetleri ile petrol ve tahvil piyasalarının farklı sinyaller verdiğine dikkat çekti. BIST 100 geçen haftayı yüzde 3,25 yükselişle 14 bin 467 puandan, bankacılık endeksi ise yüzde 2,72 artışla 15 bin 268 puandan tamamladı.

Aynı dönemde Brent petrol yüzde 8,65 yükselerek 104,61 dolara ulaşırken, ABD iki yıllık tahvil faizi yüzde 4,63’e, 10 yıllık tahvil faizi yüzde 4,96’ya çıktı. Ons altın ise jeopolitik gerilime karşın yüksek reel faizlerin baskısıyla yüzde 1,58 geriledi.

Işıl, hisse senetlerindeki toparlanmanın risk iştahının tamamen kaybolmadığına işaret ettiğini, petrol ve tahvil piyasalarının ise daha temkinli bir görünüm ortaya koyduğunu belirtti.

Enerji şoku finansal koşulları sıkılaştırıyor

Işıl’a göre, piyasalardaki ayrışmanın temelinde para politikası ile enerji şokunun finansal koşulları aynı yönde sıkılaştırması bulunuyor.

ABD’de ağustos ayında manşet tüketici enflasyonu aylık yüzde 0,4, çekirdek enflasyon yüzde 0,3 olarak gerçekleşirken, üretici enflasyonu aylık yüzde 0,4 ve yıllık yüzde 5,4 oldu. Işıl, enerji maliyetlerinin tüketici ve üretici fiyatlarına aynı anda yansımasının merkez bankalarının petrol şokunu geçici kabul etmesini zorlaştırdığını ifade etti.

Türkiye açısından etkinin daha geniş olduğuna dikkat çeken Işıl, enerji ithalatçısı bir ekonomide petrol fiyatlarının yalnızca enflasyonu değil, cari dengeyi, rezerv ihtiyacını, risk primini ve tahvil faizlerini de etkilediğini belirtti.

Petrolde fiyat kadar teslim edilebilirlik de önemli

Petrol piyasasındaki son hareketin klasik bir jeopolitik risk priminin ötesine geçtiğini belirten Işıl, Brent petrolün 4 Eylül’deki 96,28 dolar seviyesinden 11 Eylül’de 104,61 dolara yükseldiğini ve hafta içinde 107,63 doları gördüğünü kaydetti.

Hürmüz Boğazı’nda Otomatik Tanımlama Sistemi (AIS) üzerinden izlenebilen büyük emtia gemisi geçişlerinin perşembe günü 7’ye kadar gerilediğini, 10 günlük ortalamanın ise 15 olduğunu aktaran Işıl, AIS cihazını kapatan gemiler nedeniyle bu sayıların fiilî trafiğin alt sınırını gösterdiğine dikkat çekti.

Işıl, savaş öncesinde yaklaşık 125 büyük emtia gemisinin kullandığı bir geçiş hattında yaşanan düşüşün sigorta ve teslim riskinin fiyatlamadaki ağırlığını artırdığını ifade etti.

Hafta sonunda riskin Hürmüz’ün dışına taşındığını belirten Işıl, boğazı baypas eden ve son aylarda günlük 4-5 milyon varil taşıyan Suudi Arabistan’ın Doğu-Batı boru hattının İHA saldırısının ardından geçici olarak kapatıldığını kaydetti.

Perim Adası ve Mocha çevresindeki gelişmelerin Babülmendep güvenliğini yeniden gündeme getirdiğini ifade eden Işıl, buradaki trafiğin henüz belirgin bir operasyonel kesintiye işaret etmediğini vurguladı. Işıl, güvenlik riski ile fiilî arz kaybının birbirinden ayrılması gerektiğini belirtti.

Petrol piyasasında stoklar geriliyor

Fizikî piyasa göstergelerine de değinen Işıl, Uluslararası Enerji Ajansının (IEA) ağustos ayında küresel üretimin günlük 1,6 milyon varil azaldığını ve Körfez’de 10 milyon varilin üzerinde üretimin kapalı olduğunu hesapladığını aktardı.

Gözlenen küresel stokların ağustosta 95 milyon varil, şubat ayından bu yana ise 507 milyon varil azaldığını belirten Işıl, talep tahminlerinde kurumlar arasında belirgin bir ayrışma bulunduğuna dikkat çekti.

Işıl’ın aktardığı verilere göre OPEC, 2026 küresel petrol talebi artışı tahminini günlük 380 bin varile indirirken, IEA yüksek fiyatların etkisiyle küresel talepte yıllık 2,5 milyon varillik düşüş öngörüyor.

Işıl, yakın vadede petrol fiyatında üretim kapasitesinden çok taşınabilen ve sigortalanabilen fizikî varil miktarının belirleyici olduğunu ifade etti.

Brent’te kritik seviyeler

Işıl, Brent petrolde 100-102 dolar bölgesinin ilk destek, 107,6 dolar ile 110-113,5 dolar aralığının ise direnç olarak izlenebileceğini belirtti.

Hürmüz akışının günlük 3 milyon varilin altında kalması ve Brent’in 110 doların üzerinde iki günlük kapanış yapması halinde 115-130 dolarlık stres aralığının gündeme gelebileceğini ifade eden Işıl, Kharg terminali ile alternatif koridorların birlikte aksamasının ise 140 dolar üzerindeki düşük olasılıklı kuyruk riskini artıracağını kaydetti.

Işıl, söz konusu seviyelerin fiyat tahmini olmadığının, enflasyon, cari denge ve portföy riskinin hangi koşullarda yeniden değerlendirilmesi gerektiğini gösteren eşikler olduğunun altını çizdi.

Petroldeki 10 dolarlık artış cari açığı nasıl etkiliyor?

Türkiye açısından yalnızca Brent fiyatının değil; ürün marjları, tanker navlunu, döviz kuru ve Hürmüz’den geçen hacmin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirten Işıl, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) hesaplamalarına dikkat çekti.

Işıl, TCMB hesaplarına göre petrol fiyatındaki kalıcı her 10 dolarlık artışın yıllık cari açığı net yaklaşık 2,6 milyar dolar artırabileceğini, kalıcı yüzde 10’luk petrol şokunun ise ilk yıl tüketici enflasyonuna yaklaşık 0,9-1,0 puan ekleyebileceğini belirtti.

Dizel ve navlun maliyetlerinin hızlı yükseldiği bir senaryoda etkinin söz konusu aralığın üst bölümüne yaklaşabileceğini ifade etti.

Petrol şokunun ilk aşamada akaryakıt fiyatları üzerinden ekonomiye yansıdığını belirten Işıl, ardından taşımacılık, lojistik, tarım ve sanayideki girdi maliyetlerinin üretici fiyatlarını artırdığını kaydetti. Elektrik ve doğal gaz tarifelerinde gecikmeli ayarlama yapılması durumunda ise ikinci tur etkilerin hizmet enflasyonuna yayılabileceğini ifade etti.

Cari açık ve döviz talebindeki artışın kur ve rezerv kanalı üzerinden de baskı yaratabileceğini belirten Işıl, Brent petrolün 100 doların üzerinde kalmasının enflasyonun ana eğilimindeki iyileşmenin para politikasına sağlayacağı alanı daralttığını söyledi.

TCMB açısından enerji riski öne çıkıyor

TCMB’nin politika faizini yüzde 37’de, faiz koridorunu yüzde 35,50-40,00 aralığında tutmasına değinen Işıl, ortalama fonlama maliyeti yüzde 37 çevresinde kalırken Bankanın iç talepteki yavaşlamaya karşın enerji ve jeopolitik gelişmeleri yukarı yönlü risk olarak öne çıkardığını belirtti.

Temmuz ayında sanayi üretiminin aylık yüzde 1 daralması ve cari dengenin 36 milyon dolar fazla vermesinin büyüme ile dış denge arasındaki kırılganlığa işaret ettiğini kaydeden Işıl, eylül Piyasa Katılımcıları Anketi’nde yıl sonu enflasyon beklentisinin yüzde 29,61’e yükselmesinin erken gevşemenin beklenti maliyetini artırdığını ifade etti.

İç piyasada Hazine ihaleleri izlenecek

Yurt içinde haftanın ilk önemli gündeminin 14-15 Eylül’deki Hazine ihaleleri ve 16 Eylül’deki 170,55 milyar liralık itfa olacağını belirten Işıl, Hazine’nin eylül programında 296,7 milyar liralık borç servisine karşılık 281,9 milyar lira iç borçlanma öngördüğünü aktardı.

Işıl, ihalelerde teklifin karşılanan tutara oranının 2’nin üzerinde kalması ve belirgin bir faiz kuyruğu oluşmamasının tahvil piyasası ile bankacılık hisselerini destekleyebileceğini belirtti.

Hafta boyunca bütçe, Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi (Tarım-ÜFE), Konut Fiyat Endeksi, TCMB toplantı özeti, rezervler ve yabancı yatırımcı akımlarının da takip edileceğini kaydeden Işıl, petrol şoku devam ederken bu göstergelerin birlikte vereceği sinyalin tek bir verinin yönünden daha önemli olduğunu ifade etti.

Fed kararı dış finansman koşullarını belirleyecek

Işıl, yeni haftanın ikinci önemli gündeminin Fed toplantısı olduğunu belirtti.

Vadeli piyasalarda 25 baz puanlık faiz artırımına yüzde 85-87 olasılık verilirken, 4-9 Eylül tarihleri arasında gerçekleştirilen ekonomist anketinde 93 ekonomistin 65’inin faizin sabit bırakılmasını beklediğini aktaran Işıl, piyasa fiyatlaması ile ekonomist beklentileri arasındaki farkın karar sonrasında oynaklığın yüksek olabileceğine işaret ettiğini belirtti.

Işıl’a göre kararın yanı sıra 2026 yılı medyan faiz tahmininin yüzde 3,9’da kalıp kalmayacağı da önemli olacak. Medyan tahminin yüzde 4,1’e yükselmesi, ilave faiz artırımının masada kaldığı şeklinde yorumlanabilir.

ABD 10 yıllık tahvil faizinin yüzde 5’in üzerine yerleşmesi ve dolar endeksinin 100 eşiğini aşmasının gelişmekte olan ülkelerin dış finansman koşullarını sıkılaştıracağını belirten Işıl, Türkiye’de eurobondlar, uzun vadeli TL tahviller ve yüksek beta hisselerin bu senaryoda baskı görebileceğini ifade etti.

Fed’in faizi artırmasına karşın medyan tahmini yüzde 3,9’da tutması ve ABD 10 yıllık tahvil faizinin yüzde 4,90’ın altına gerilemesi halinde gelişmekte olan ülke varlıklarında sınırlı rahatlama görülebileceğini kaydeden Işıl, Brent’in 110 doların üzerinde kalması durumunda bunun Türkiye’ye yansımasının zayıf olacağını belirtti.

Küresel sıkılaşma yalnız Fed’e bağlı değil

Avrupa Merkez Bankasının (ECB) mevduat faizini yüzde 2,50’ye yükseltmesi, İngiltere Merkez Bankasının (BoE) sıkı duruşunu koruması ve Japonya Merkez Bankasının (BoJ) yeni bir faiz artırımı sinyali vermesinin küresel likidite koşullarının yalnızca Fed üzerinden değerlendirilemeyeceğini gösterdiğini belirten Işıl, Japonya’daki gelişmelere ayrıca dikkat çekti.

Işıl, Japonya’da daha hızlı bir sıkılaşmanın yen üzerinden finanse edilen taşıma işlemlerinin çözülmesine ve yüksek getirili gelişmekte olan ülke varlıklarında kısa süreli satışlara neden olabileceğini ifade etti.

Portföylerde seçicilik öne çıkıyor

Piyasa görünümünü değerlendiren Işıl, kısa vadeli TL araçlar ile para piyasası fonlarının likidite açısından önemini koruduğunu belirtti.

İki ila beş yıl arasındaki tahvillere geçiş açısından Hazine ihalelerinde güçlü talep, TCMB özetinde sıkı duruşun korunması, Brent’in 100 doların altına dönmesi veya Fed sonrasında ABD 10 yıllık tahvil faizinin yüzde 4,90’ın altına gerilemesi gibi teyitlerin izlenmesi gerektiğini ifade etti.

Hisse senetlerinde enerji ve rafineri şirketlerinin arz kısıtı ve ürün marjları, savunma şirketlerinin ise jeopolitik talep kanalı nedeniyle göreli olarak desteklenebileceğini belirten Işıl; havacılık, taşımacılık, petrokimya, cam, çimento ve otomotiv sektörlerinin yakıt ve navlun maliyetlerine daha duyarlı olduğunu kaydetti.

Bankalarda düşük fonlama maliyetinin olumlu olduğunu, ancak tahvil faizlerindeki yükseliş ve takipteki alacaklardaki artış nedeniyle seçiciliğin önem kazandığını ifade eden Işıl, altının ise yüksek reel faizler ile jeopolitik koruma talebi arasında kalmaya devam ettiğini belirtti.

Işıl, yeni haftada Hürmüz geçişleri ve Suudi Arabistan’ın Doğu-Batı hattındaki normalleşme, Brent’in 100 doların altına dönmesi, Fed’in ilave faiz artırımı ihtimalini güçlendirmemesi ve Türkiye’de rezerv akımlarındaki gelişmelerin birlikte takip edilmesi gerektiğini kaydetti.

Enerji şoku sürdüğü sürece dezenflasyonun devam edebileceğini belirten Işıl, buna karşın para politikasının hata payı ve faiz indirimi alanının belirgin biçimde daralacağını ifade etti.