Yeni sömürgeleştirme dalgası ve hukuksuzluğun yükselişi

Çok açık ki dünya yeni bir sömürge dönemine (neo-colonialism) giriyor. Küresel ölçekte sanki zımni bir anlaşma söz konusu. Son dönemde yaşadıklarımıza baktığımızda bunu artık daha net bir şekilde görebiliyoruz; uluslararası hukukun hiçe sayıldığı, kaynakların bir kez daha paylaşıldığı, sömürüldüğü, eleştirinin, sesini çıkaranın zalimce ezildiği bir dönem…
Suriye’de bunca yıl büyük oranda Rusya ve İran’ın desteğiyle iktidarda kalan Beşşar Esad, 2024 yılının Aralık ayında devrildi. Rusya’nın bu süreçte pek sesi çıkmadı; yalnızca Esad ailesine sığınma hakkı verdi. Tam da bu dönemde İsrail’in Suriye üzerindeki etkisi artmaya başladı. Rusya etkisi pasifize edildikçe İsrail etkisi giderek arttı. Artmaya da devam ediyor. Öyle görünüyor ki Alaska’da yapılan zirvede Putin’in Ukrayna’nın büyük kısmını alması, Trump’ın da Venezuela’dan başlayarak Latin Amerika’daki rejimleri değiştirmesi kararlaştırılmış. Tüm bunlar olurken Çin’in Tayvan’a girip girmeyeceği de merak konusu.
Büyük İsrail planı da tam gaz devam ediyor. ABD’nin hamilini yaptığı İsrail’deki Netanyahu rejimi, kendisiyle iş birliği yapmaya hazır uydu şehir devletleri kurmayı planlıyor. Büyük bir bölünme ve sömürgeleştirme sürecinin başladığını anlamak zor değil. Bu anlamda Filistin topraklarına uygulanan zalimce programın, aslında bölgeye yayılmak istenen bir pilot proje olduğu açıkça görülüyor.
Zaten bu yüzden de İran ve Türkiye gibi tarihsel bölgesel güçler, bazıları için fazla güçlü görülüyor. Önce güçsüzleştirip, ardından istihbarat faaliyetleriyle iç karışıklık çıkararak yıllar sürecek bir kaosun kucağına atmak; en son kertede paylaştırmak ve yönetmek istiyorlar. Bölgenin yüz sene önce Sykes ve Picot tarafından çizilen haritasının bir kez daha çizilmesi, kaynakların bir kez daha pay edilmesi hedefleniyor. Çok ama çok uyanık olunması gereken bir dönemden geçiyoruz. İran’da devam eden ayaklanmanın dış müdahale ile bir iç savaşa evrilmesi hâlinde, 86 milyonluk nüfustan ne kadarının Türkiye sınırına yığılabileceğini varın siz tahmin edin. Yıkılan baraj duvarlarının suyu maalesef Türkiye’yi de tehdit eder nitelikte.
Yeni dönemin kaynakları: Değerli mineraller
Geçmiş yüzyılın önemli yer altı kaynakları kömür, petrol ve doğal gazdı. Fakat 2026 yılı itibarıyla artık yüksek teknolojili üretim için yeni değerli mineraller söz konusu. Çin’e olan bağımlılığı azaltmak için yeni alanlara yayılmak; kısacası yeni bir sömürgecilik dalgasını başlatmak gerekiyor. Yeni dönemin yeni kaynakları var ve bunların yeniden zorla pay edilmesi gerekiyor.
Bu konuda zaten ABD Başkanı Donald Trump, daha göreve gelir gelmez Ukrayna’nın değerli minerallerine çöktü. Şimdi de arka bahçesi olarak gördüğü Latin Amerika’ya çökmenin derdinde. Geçtiğimiz hafta Venezuela liderini eşiyle birlikte Caracas’taki evinden paketleyerek alması, bunun en bariz göstergesi. Sırada Kolombiya, Küba ve diğer Latin Amerika ülkeleri olduğunu söylüyor.
Kısacası Latin Amerika’nın makûs sömürge kaderi bir kez daha tekrar edecek gibi. Zamanında Venezuela’nın eski lideri Hugo Chavez’in Amerikan enerji şirketlerini ülkeden çıkarmasının ve kaynakları millîleştirmesinin gecikmiş rövanşı alınıyor.
ABD ekonomisinin güç kaybı 
Sömürgeden devlete evrilmiş olan ABD’nin, 250. yılında yeni sömürgeler arayışı resmen başlamış durumda. ABD ekonomisi, sanılanın aksine gerçekten kötü durumda. Trump yönetiminin agresif, domine edici ve saldırgan politikaları da gücünden değil, güçsüzlüğünden kaynaklanıyor.
Toplam kamu borcu 38 trilyon dolar seviyesine yükselmiş bir ekonomiden bahsediyoruz. Uzun zamandır birçok kez görüştüğüm uluslararası finans ve yatırım uzmanlarından Jim Rogers ve Marc Faber, bu hızda para basılmasının sonucunun bir felaketle biteceği yönünde sıklıkla uyarılarda bulunuyor. Hâlihazırda toplam kamu borcu GSYH’nin yüzde 125’i seviyesine ulaşmış durumda. Vadesi bir yıldan az olan borçların toplamı yaklaşık 8 trilyon dolar. Daha da önemlisi, ABD kamu borçlarının yıllık faizi için yaklaşık 1 trilyon dolar ödemek zorunda.
ABD’de halkın artan memnuniyetsizliği popülist söylemlerle aşılmaya çalışılıyor. ABD, içinde bulunduğu durumdan kurtulabilmenin yolunu yeni sömürgeler edinmekte buluyor; cebren ve hileyle üstelik. Bu zamana kadar üçüncü ülkelerde sivil toplum kuruluşlarını ve dişlerine göre kukla siyasetçileri destekleyerek darbeler planlıyorlardı. Son yıllarda gözlerine kestirdikleri ülkelerde planladıkları darbe ve ayaklanmalar ters tepince, artık çareyi doğrudan müdahalede buluyorlar.
Madem oyunu kaybediyorlar, hâlâ en güçlü durumdayken güç kullanarak istediklerini yaptırmaları gerekiyor. Trump’ın güç gösterisi aslında gücünün büyüklüğünden değil, gücünün son demlerine gelmiş olmasından kaynaklanıyor. Bitmeden kaos yaratarak yeni kaynaklara çökmek, Amerikan emperyalizminin sınırlarını genişletmek son derece cazip bir yol gibi görünüyor. Bakalım sahada işler istedikleri gibi olacak mı?
Falkland’dan Grönland’a güç gösterileri
ABD Başkanı Trump, tam da içeride başı Epstein dosyalarıyla dertteyken, dünyanın gündemine oturacak şekilde Venezuela lideri Maduro’ya askerî müdahalede bulundu. Bunun hemen ardından arka bahçesi olarak gördüğü Latin Amerika ülkelerine parmak sallayarak sırada kendilerinin olabileceği mesajını verdi.
Ancak tüm açıklamalar arasında en çok tartışılanı, Danimarka’ya bağlı olan dünyanın en büyük adası Grönland’ı istemesiydi. Danimarka bu adayı güzellikle vermezse, gerekirse zor kullanarak alacağını söyledi. Bu bana devletlerin gelişimine ve evrimine ilişkin şu benzerliği hatırlattı.
İngiltere de 1982 yılında Arjantin’in açıklarındaki Falkland Adası’nı zor kullanarak almıştı. Tarihe Falkland Savaşı olarak geçen bu çıkarma, aslında Birleşik Krallık’ta bir dönemin sonunu sembolize ediyordu. Üzerinde güneş batmayan krallığın son güç gösterisiydi. İşte o gün bugündür İngiltere artık daha çok “yumuşak güç” (soft power) olarak anılıyor.
Bugün ise ABD’nin 250. yılında benzer bir gövde gösterisine şahit oluyoruz. Ancak unutmayalım: Bu tür gövde gösterileri gücün büyüklüğünden değil, gücün azalmasından kaynaklanır. En azından tarihsel gelişmeler bize bunu gösteriyor.
Bir dahaki hafta yeniden görüşmek üzere.
Sağlıcakla kalın.
Allah’a ısmarladık.
Gökhan Kurtaran / EKOTÜRK Avrupa Temsilcisi